GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

Twıce A Stranger

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Twıce A Stranger

Mesaj tarafından Misafir Bir Paz Tem. 05, 2009 2:28 pm

Dokuzuncu bölüm:
Berraklık peşinde
Lozan konsensüsünün ve Atatürk'le Venizelos'un birbirlerine gösterdikleri karşılıklı anlayılın temelinde Türkiye ile Yunanistan'ın ilişkilerini sürdürebilmesi için tüm ikircikli,gri alanların ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesi vardır.Bu düşünceye göre,her santim toprağın,her kuruş paranın ve her bir insanın yerli yerine konulması mümkün mertebe sadece bu iki ülke arasında gerçekleşöelidir.Bu uzun ömürlü temel anlaşma bugüne dek yaşanmıştır ve uygulamasına ilişkin ayrıntılarla ilgili çetin tartışmaların yaşandığı zamanlarda bile önemini yitirmemiştir.Devletlerin tüm çabalarına rağmenyine de bu gri bölgeye düşme riski taşıyan bir kişinin karşı karşıya kalabileceği bir durumu bir an için düşünmek bu konuyu anlatmakta yararlı olabilir.Bu varsayımsal bir örnektir fakat pek çok hayat hikayesinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
Farzedelim ki Batı Trakya'da nüfusun çok yoğun olduğu iki merkezden biri olan iskece şehrine bağlı bir köyde 1970 doğumlu bir kişi vardır;bu kişinin adı örneğin Kenan
olsun.Bulunduğu cemaatteki pek çok kişi gibi o da pomakça konuşarak büyümüş,bu nedenle Bulgarcayı anlayabiliyor.Pomakça okuyup yazamıyor ,çünkü bu dilin standart bir yazılı biçimi yok.İlkokula Yunan hükümetinin Lozan antlaşması uyarınca açtığı yüzlerce azınlık okulundan birinde devam ediyor ve ne Yunancayı ne de Türkçeyi doğru dürüst
öğrenemiyor.Bu da eğitimine devam etmesini zorlaştırıyor:Yunancası devlet lisesine devam edebilmesi için yeterli değil,aileesi de onu bölgedeki Türkçe eğitim veren iki özel okuldan birine gönderecek kadar zengin değil.Eğitimine devam etmesinin tek yolu,Türkiye'ye gidip kuzenlerinin yanında kalarak devlet lisesinde okumak.Böylece liseyi ve üniversiteyi İstanbul'da okuyor.Türkiye'de ise bu kadar uzun zaman kaldığı için Yunan vatandaşlığını kaybetme riski taşıdığından Yunanistan'a gidip askerlik hizmetini-tıpkı Türk ordusundaki Rumlar gibi,Müslüman askerlerin en pis işleri yaptığı-Yunan ordusunda yapıyor.Memleketi Trakya'ya döndüğünde köyünde siyasi bir karışıklık olduğunu görüyor.Bir yanda Yunan hükümetinin de desteklediği,Pomakların kendi Slav kökenli dillerini korumalarını ve kendilerini Türkçe konuşan dindaşlarından ayırmalarını isteyen bir hizip var.Diğer yanda ise Ankara hükümetinin gizlice desteklediği karşıt görüşü savunanlar bulunuyor:yani,ana dilleri Türkçe olmasa da bütün Pomakların kendilerini Türk ve yalnızca Türk olarak tanımlama hakkında ısrar etmeleri gerektiğini söyleyenler.
Kenan,ömrü boyunca kendini iki devlet arasındaki çekişmenin ortasında buluyor.Yunanistan pasaportu taşıyor ve Yunan vatandaşlarından bazıları,onun da Yunan toplumunun olabildiğince sadık ve etkin bir bireyi olabilmesini istiyorlar.Ne olması gerektiği konusunda her ne düşünürlerse düşünsünler,Yunanlılar onun herhangi bir kamusal alanda kendisini "Türk" olarak sunmasına kesinlikle karşı çıkıyor."Türk" kelimesini içeren bir derneğe üye olursa veya böyle bir derneğin kurucusu olursa hakkında dava açılabilir.Bir yandan da Türkiye'den kendisini Türk olarak tanımlamasının onun yalnız hakkı değil,yükümlülüğü de olduğunu söyleyen resmi ve gayri resmi sesler yükseliyor.Kendisini başka herhangi bir şekilde sunmasının ihanet olacağı söyleniyor.
Fakat aslında,Atina ve Ankara arasındaki mücadele burada bitmez.Kenan'ın kim olduğuna ve kendisi için hangi tanımı kullanabileceğine dair ağız dalaşının ardında Türkiye ve Yunanistan'da son seksen yıldır bütün hükümetlerin omuz omuza vererek desteklediği tek bir prensip bulunmaktadır.Siyasi veya bürokratik kararlarla kendisi hakkında biçilen konum ne olursa olsun sonuç olarak bu konu hakkında söz sahibi olacak son kişi Kenan'dır.Kendi tercihlerinin,dilsel geçmişinin veya kültürel eğilimlerinin bir önemi yoktur.Kişisel ve mesleki geleceği ya Türk ya da Yunanlı bir çerçeve içinde olacaktır;ancak o bundan farklı bir tanım içinde yer alamaz;en önemlisi de bu durumun,Kenan'ın vereceği bir karara bağlı olmayıp,Türkiye ve Yunanistan arasında kavga konusu olmasıdır yalnızca.
Kenan'ın kellesi uğruna sürekli yapılan hükümetler arası ağız dalaşının kuralları sert ve iki yüzlüdür.
Taraflardan biri,Osmanlının ataları 14.yüzyılda Boğazı geçen "gerçek" Türkler olduğunu iddia eder.Diğer taraf ise Pomakların "gerçekte"Büyük İskender'in dillerini ve dinlerini tam bir kayıtsızlıkla değiştirdiği eski Yunanlıların torunları olduğunu savunur.İki tarafın da ortak varsayımı,bir topluluk ya da bireyin kendisinin bilinçli bir şeçimi olmadan "gerçek" veya nesnel bir etnik kimliğe sahip olabileceğidir.-ve bu durumun dışarıdan bakanlar için gayet anlaşılır bir şey olabileceğidir.Kenan'a gelince,o "gerçekte" kim olduğuna dair düşüncelerini kendine saklamaktadır.Konuyla ilgili net bir fikri varsa da bunu,kendisini diplomasi oyununda piyon olarak kullanan ve konumunun belirlenmesinde onun bir şekilde söz sahibi olabileceği fikrini şiddetle reddeden bürokratlarla paylaşmayacak kadar akıllıdır.
Önce Lozan müzakerecilerinin,yedi yıl sonra da Atatürk ve Venizelos'un toprağın ve insanların kaderiyle ilgili belirsizliklere son vermek arzuları herhalde alçakça bir davranış değildi.Devletler,peşine düşmeye pek hevesli olmadıkları halde bunu açıkça söylemeye cesaret edemedikleri toprak iddiaları gibi adı konmamış sorumsuzluk örneği hedefleri olduğunda diplomatik belirsizlikler yaratma eğilimindedir.Ne zaman ki berraklık,katı ve değişmez kurallar ararlar,o zaman bu samimiyetle barış istedikleri anlamına gelebilir genelde.Bazı kişilerin hâlâ Türkiye ve Yunanistan' arasında bir tür tarafsız bölge arasında sıkışıp kalmış olmaları müzakerecilerin berraklık peşinde gerektiği kadar koşmadıklarının kanıtı olabilir sadece.Bürokratların,nüfus memurlarının ve hepsindende çok askerlik şubelerinin kesin ve net ayrımlaryapmak zorunda olmalarının son derece makul gerekçeleri vardır.Bu grupların,içine kendi alanlarındaki herkesin,bazen de keyfi olarak yerleştirilebileceği kategoriler yaratmaları gerekir.Sorun olan şey,özellikle farklı milli ve dini geleneklerin zengin ve karmaşık bileşiminin görüldüğü bölgelerde,bireylerin ve ailelerin gerçek hayatta yaşadığı deneyimlerin öyle basit olmadığıdır.Bürokrat ve siyasetçilerin geliştirdiği kategorilerden birine ya da ötekine uyabilmek için insanlar gerçek benliklerinden fedakarlıkta bulunmak,en azından kimliklerinin bir yönünü öne çıkarırken diğerini arka plana itmek zorunda kalırlar.Genelde insanlar,bu yukarıdan kategorileşme sürecini az çok gönüllü biçimde kabul ederler;özellikle de savaş sonrası kaos ortamında,kendilerine barınma ve pasaport sağlayan,zulme karşı koruyan hemen her devlete boyun eğmeleri mantık dahilindedir.Kategorileştirmenin ne denli katı olduğuysa ancak kişilerin mevcut şablonların hiç birine uymadığı durumlarda ortaya çıkar.kaderleri belliyse,insanlar bunu genellikle kabul ederler.ne var ki bunun böyle olması ne yaşanan süreci yumuşatır ne de milliyetçi teori ile yanıltılmış,sıradan insanların gerçek yaşamlarının farklı olduğu gerçeğini değiştirebilir.
İKİ KERE YABANCI
Kitlesel İnsan İhracı Modern Türkiye ve Yunanistan'ı Nasıl Biçimlendirdi?
Bruce Clark
Çeviren:Müfide Pekin,sf:254-258
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları


avatar
Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz