GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

Saray Pehlivanlığı Mücadelelerinden Kesitler.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Saray Pehlivanlığı Mücadelelerinden Kesitler.

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir C.tesi Ocak 31, 2009 5:02 pm

Sultan Abdülaziz dönemidir. Padişah güreşe çok düşkündür ve aynı zamanda büyük bir başpehlivandır. Sarayda uzun yıllar pehlivanları himaye etmiş ve devrin en büyük başpehlivanlarını da saraya almıştır. Keçeli Pehlivan’ın döneminde sarayda başpehlivan Kavasoğiu Koca İbrahim’dir. Kavasoğiu, kendisinden pehlivanlık geçmeye başlayınca, akrabasından olan Kara İbo saray başpehlivanı olur. Kara İbo eşsiz bir pehlivandır. Kara İbo ile beraber meşhur kel Aliço da gelir. Aliço da Kavasoğlu’nun akrabalarındandır ve her ikisi de Pomaktır.

Pomakları yenerek başpehlivanlığı elde etmek için müthiş mücadeleler olmuş fakat Pomaklara tamamıyla hâkim olmak mümkün olamamıştır. En son başpehlivanları Kel Aliço’dur. Bu büyük pehlivan, yirmi yedi sene Osmanlı Devleti başpehlivanlığına yenilgisiz olarak sahip olmuştur.

Deliormanlılar, Pornakların elinden başpehlivanlığı almak için çok uğraşmışlardır. Bunlardan Makarnacı Hüseyin pehlivan, Sultan Aziz’in çok sevdiklerindendi ve bunun Kel Aliço’yu yenerek başpehlivan olmasını isterdi. Makarnacı Hüseyin, bir defasında, huzurda, Kel Aliço’yu bir iç tırpanıyla açık düşürüp mağlûp etmişti. Fakat bu, çok da yeterli değildi. Kavasoğiu, ihtiyarladığı halde, sarayı elinde tutardı; daima Pomakları hâkim kılardı. Bu hakimiyet ve hemşehricilik ruhu çoğu zaman çevreye zarar da vermeye başlamıştı.

Keçeli, karakucak güreşinin başpehlivanıydı. Şair Ziya Paşa Sivas’ta vali iken, Keçeli’yi Sultan Aziz’e takdim etmişti ve özel adamları ile saraya göndermişti.

Keçeli, iki metreden fazla boylu, yaklaşık yüz altmış kilo civarında, kemikli, elli ayaklı, dev cüsseli bir pehlivandı. O kadar kuvvetliydi ki, bir çeki taşını halkasından tutarak bir yerden bir yere zahmetsizce götürüp getirirdi. Bu yiğit pehlivanın en önemli kusuru yağ güreşini bilmemesiydi. Zira Sivas ve Anadolu’nun daha birçok şehrinde yağlı güreş pek bilinmezdi. Onun yerine karakucak güreşi bilinir ve yapılırdı. Keçeli saraya geldiği zaman, Pomaklar neredeyse birbirine girdi. Bu pehlivanın heybetinden hepsi ürktü. Bu müthiş adamın Pomakları silip süpüreceği ve saray pehlivanlığını üzerine alacağı görülüyordu. Bu endişe yüzünden kara kara düşünmeye başladılar.

Sultan Aziz, huzura kabulünde Keçeli’nin kalıbına kıyafetine meftun olmuştu. Onu, başpehlivan bulunan Kavasoğiu ile güreşmeye memur etti. Fakat güreşin ne şekilde olacağı belli değildi. Keçeli, karakucak güresini biliyordu. Yağ güreşinden habersizdi. Yağ güreşini yapacağını da hiç tahmin etmezdi. Sultan Aziz, pehlivanlara bir ay kadar süre vermişti. İdmanlarını yapacaklar, beslenecekler ve ondan sonra, huzurda karşılaşacaklardı. Keçeli’nin kispeti filân yoktu. 0, karakucak idmanları yapıyordu. Bir gün Başyaver Halil Paşa, Keçeli’yi huzuruna çağırdı. Halil Paşa da pehlivandı ve yağ güreşinin başpehlivanları derecesinde idi. Keçeli’ye sordu:
-Pehlivan, nasıl güreş yapacağını biliyor musun?
-Evet paşam!.. Basbayağı güreşeceğiz işte!
-Nasıl amma?..
-Karakucak; kupkuru, paşam! Her zaman güreştiğimiz gibi.
-Yoo... Yağ güreşi yapacaksınız
-Yağ güreşi mi paşam?.. Ben böyle şey bilmem! Nasıl olur?..
-Efendimiz başka türlü güreş istemez...
-Paşam!.. Biz Anadolulular, yağ güreşi nedir bilmeyiz... Biz kara tutarız. Öyleyse efendimize arz ediniz... Köleniz başka türlü güreş tutamam! Bilmiyorum çünkü... Takdir edersiniz ki bilmediğim tarzda bir güreşi yapamam. Deyince, Başyaver Halil Paşa, mecburiyetten Sultan Aziz’e durumu arz etmişti. Bunun üzerine Sultan Aziz, ne yapacağını şaşırmıştı. Başpehlivanı Kavasoğiu Koca İbrahim’i huzuruna çağırdı:
-İbrahim Pehlivan!.. Keçeli, yağ güreşi bilmiyormuş... Anadolu güreşi yapıyormuş. Ne olacak güreşiniz? Sen de karakucak güreş bilmiyorsun. Kavasoğlu ne diyeceğini bilmiyordu. İş çatallanrnıştı ve hoşuna da gitmişti. Neşesini Sultan Aziz’e belli etmeden kendi kendine düşünüyordu. Nihayet bir belâdan kurtulacaktı. Mademki Sivaslı Keçeli yağ güreşi bilmiyordu; öyleyse güreş de olmazdı. Bu suretle belâdan kurtulmuş olurdu. Sultan Aziz. Halil Paşa’ya dönerek:
-Halil, ne olacak şimdi? Deyince, Halil Paşa:
-Efendimiz irade buyururlarsa iki güreş yaparlar. Bir karakucak tutuşurlar bir de yağ güreşi. Bu suretle her iki tarafın derecesi malûm olur. Haksızlık da yapmamış oluruz.

Sultan Aziz, başyaverinin fikrini beğenmişti. Hemen Kavasoğlu’na iradesini verdi:
-Pehlivan... Paşanın dediği gibi, bir karakucak tutarsınız, bir de yağlı güreş. Kavasoğlu ne diyeceğini şaşırmıştı. Biraz duraladı. Sultan Aziz, başpehlivanının duraladığını görünce:
-İbrahim! Siz Rumelililer, harman güreşi yaparsınız. Bu suretle kuru güreşe vâkıfsınızdır. Haydi bakalım. Ona göre hazırlanınız!
Dedikten sonra, Halil Paşaya da şu iradede bulundu:
-Halil; Keçeli’ye de söyleyiniz. Bir karakucak tutuşacaklar, bir de yağ güreşi.
Halil Paşa, bunun üzerine sordu:
-Efendimiz, ilk güreşi ne suretle yapacaklar? Önce yağ güreşi mi yoksa karakucak mı tutsunlar?
-Önce yağ güreşi yapsınlar!
Bu irade Kavasoğlu Koca İbrahim’i sevindirmişti. İlk güreşin yağ güreşi olması işine gelmişti. Çünkü yağ güreşinden emindi. Nasıl olsa, Keçeli’yi bu güreşte devirirdi. Belki yağ güreşinde rakibini iyice ezerdi de sonraki karakucak güreşine hiç gerek kalmazdı.Halil Paşa, Keçeli’ye Padişahın iradesini tebliğ etti.

Keçeli’ye bir yağ güreşi kispeti vereceklerdi. Fakat hiç bir pehlivanın kispeti Keçeli’nin ayağına girmiyordu. Kalın baldırlı ve kemikli olan Keçeli’ye kispet uydurmak mümkün olmayınca, mesele Padişaha arz olundu. Çünkü bir kispet yapmak hiç olmazsa bir ay alırdı. Zaten güreşin bir ay sonra olması emredilmişti. Sultan Aziz güreşi bir ay daha erteledi.

Keçeli’ye, güzel bir kispet yapıldı. Ömründe bir kere dahi olsun ayağına meşin ve köseleden yapılmış kispet giymeyen Keçeli, bu ağır ve uygunsuz pantolonu ayağına giydi. Fakat ne yapacağını şaşırmıştı. Bütün hareketi akamete uğramıştı.

Yağlı kispet giymek epeyce bir maharettir. Bir pehlivan ayağına giydiği kispetle doğru dürüst, yadırgamadan rahat hareket etmek için, epeyce bir zaman güreş yapıp alışması lâzımdır. En kuvvetli adamlar bile, hiç giymediği yağlı güreş kispetini giyerse önce hareketsiz kalır, doğru dürüst oturup kalkamaz bile... Bu halde bulunan acemi bir pehlivanı mağlûp etmek işten bile değildir. İşte Keçeli pehlivan da bu ağır kispeti giyince oldukça şaşırdı.

Sivaslı Keçeli Pehlivan rakibinden önce kispeti ile boğuşurken, Kavasoğlu kendinden emindi. Acemi olan hasmını, yağ güresinde yenecekti. Hem de hiç zorluk çekmeden mağlûp edecekti. Keçeli, düşünceye daldı. Vücudunu yağlayacaktı. Sonra da, bu biçirnsizve hareketini engelleyen kispeti de giyecekti. Bu suretle azılı hasmına karsı güreş yapmak oldukça güçtü. Yağ güresinde hasmını mağlûp etmeye uğraşmayacak, müdafaa güresi yapacaktı ve bir kere olsun alta da düşmeyecekti. Bu surette kendini korumağa karar verdi.

Nihayet güreş günü geldi. İki pehlivan, Sultan Aziz’in huzuruna çıktılar. Güreş Kâğıthane’deydi. Çağlayan kasrının bahçesinde karsı karsıya gelen iki pehlivan birbirlerine saldırdılar. Kavasoğlu İbrahim, hasmını yağdan kaydırarak altına almağa ve bu suretle yenmeğe savaşıyordu. Fakat Keçeli’nin yanına bir türlü sokulamıyordu. Keçeli, uzun kollarıyla hasmını defediyor, fevkalâde kuvvetiyle buduyordu. Güreş uzadıkça uzuyordu. Sultan Aziz’de Kavasoğlu’nun, yağ güreşinde Sivaslı Keçeli’yi mağlûp edip, bozacağı kanaati vardı. Zira Sivaslı Keçeli ömründe hiç yağ güresi yapmamıştı. Halil Pasa da aynı kanaatteydi. Fakat güreş başladıktan sonra bu kanaatleri altüst olmuştu. Yalnız onların değil, Kavasoğlu’nun de umutları suya düşmüştü. Güreş başlayalı iki saat olduğu halde Kavasoğlu bir kere dahi olsun hasmını dizleyememişti bile. Değil kündelemek, bir kere dahi olsun oyuna alamamıştı.

Keçeli, hasmının bütün oyunlarını, kuvvetli ve azılı darbelerle budayarak defediyordu. Sırası gelince de hasmına ağır darbeler indiriyordu. Bir iki defa hasmının ensesine vurarak yüzükoyun kapaklamıştı.

Güreş uzadıkça uzadı. İbrahim bir şey yapamıyordu. Fakat mütemadiyen hasmına saldırıyordu. Pomaklar kuduruyordu. Birkaç Pomak pehlivanı hakem heyetinde duruyorlardı. Eğer İbrahim, Keçeli’yi meydandan çıkaramazsa vaziyetleri kötüydü. Keçeli,saray başpehlivanı olur, Sivaslılar, saray pehlivanlığına hâkim olurlar Pomaklara da yol görünürdü.

Güreş tam altı buçuk saat sürdü. Kavasoğlu, ecel terleri döktü. Türlü hünerler ve oyunlar yaptığı halde, hasmını bir türlü oyuna düşüremedi ve bir kere olsun dizleyemedi. Artık sular kararmağa başlamıştı. Sultan Aziz, ”berabere ayırın” iradesini verdi: Halil Pasa ortaya gelerek, pehlivanları berabere ayırdı. Güreş berabere ayrıldıktan sonra saray içinde konuşmalarda almış basını gitmişti. Herkes Kavasoğlu’nun ucuz kurtulduğunu ve ikinci güreşte mağlup olacağını söylüyordu. Diğer bir konu da Pomakların hâkimiyeti Sivaslılara kaptıracaklarıydı. Bir sonraki güreş Karakucak tutulacaktı ve Kavasoğlu’nun yenilgisi kaçınılmazdı.

İlk güreşin üzerinden birkaç gün geçmişti. Karakucak güreşi bir ay sonra olacaktı. Kavasoğlu düşünce ve ıstırap içindeydi. O da biliyordu ki, Karakucakta Keçeliyi yenemeyecekti. Hasmı onu, paçavraya çevirecekti. Sivaslı Keçeli Pehlivan ise hasmını karakucakta yüzde yüz yeneceğine emindi. Onun derecesini yağ güreşinde anlamıştı.

Nihayet karakucak günü de geldi. Keçeli, çok neşeliydi. Ayağına keçi kılından yapılmış çok sağlam karakucak pırpıtını giyinmiş, koşuya çıkacak bir yarış atı gibi, olduğu yerde duramıyordu. Kavasoğlu ise oldukça üzgün ve düşünceliydi. Yüzü bembeyaz olmuştu. Akıbetinin vahim olduğu herkesçe aşikârdı. Pomaklar, kıvranıyorlardı. Güreş başladı. Keçeli gayet çevik ve korkunç bir peşrev yaptı. İki metreden fazla boyu ile ayak başparmakları üzerine doğru havalanıyor; sonra birdenbire, makaslama kollarını açıp kapayarak ellerini birbirine vuruyor, sıçrayıp dizlenerek tekrar havalanıyor ve çırpınmalarına devam ediyordu. Bu, karakucak peşreviydi. Keklik gibi bir yandan bir yana sıçrayan Sivaslı Keçeli, nihayet peşrevini bitirdi ve ellerini yere vurup sıçrayarak, hasmının üzerine sekerek yürümeğe başladı.

Kavasoğlu, kendini kaptırmamak için büzülmüş, toparlanmıştı. Fakat bu vaziyet karşısında kendini koruması mümkün değildi. Sultan Aziz, kararını vermişti: Başpehlivan yüzde yüz mağlûp olacaktı. Keçeli, hasmını bir hamlede kaptı. Kavasoğlu, hasmının hamlesini defedememişti. Sanki güreşin sonu yaklaşmıştı. Herkes Kavasoğlu’nun durumunu kötü görüyordu. Keçeli, hasmını bir çocuk gibi kucağına aldı. Sağ elini hasmının iki ayak arasına geçirerek yüklendiği gibi, yaklaşık yüz elli kiloluk hasmını omuzuna vurdu. Yürüyerek Sultan Aziz’in önüne götürdü. Hamam bohçası gibi, koca namağlup başpehlivanı, efendisinin önüne koyuverdi.

Koca İbrahim mağlûp olmuştu. Başta Kavasoğlu olmak üzere tüm Pomaklar şaşkın, üzgün ve bir o kadar da kızgındılar. Kendi kendilerine karar vermişlerdi. Bu iş burada bitmeyecek, saray pehlivanlığı Sivaslılara kaptırılmayacaktı.

Sultan Aziz, Keçeli’ye bol bol ihsanı şahanede bulundu. Onu sarayı hümayunda alıkoydu ve bir de daire verdi. Sivaslı Keçeli’ye yağ güreşini öğrenmesini emretti. Keçeli de yağ güreşini öğrenmeye başladı. Yağ güreşini öğrendikten sonra Kavasoğlu ile huzurda bir güreş daha yapacaktı. Kavasoğlu, düşünce içinde bunalıyordu. Eğer Keçeli, yağ güreşini öğrenirse, karakucakta olduğu gibi onda da mağlûp olacaktı. Pomaklar, Sivaslı Keçeli’den korkmuşlar, Kavasoğlu’nu yağ güreşinde de yenerek büsbütün saraya hâkim olacağından ürkerek, çare olarak onu zehirlemeğe karar vermişlerdi. Bu zehirleme hâdisesi şu sebepten ileri gelmiş: Bir gün başpehlivanlar Kâğıthanede idman yapıyorlarmış... Kara İbo, Kavasoğlu da orada imişler... Onlar da soyunmuş, idman yapıyorlarmış. Derken, Sivaslı Keçeli gelmiş... Keçeli de yağ güreşi idmanı yapacakmış.

Hasımları arasında iddialaşma olmuş. Pomaklar, ileri geri lâf etmişler. Hatta Kara İbo:
-A be! Sen yağ güreşini öğrenemezsin
be! Hepten zordur bu güreş be! Sizin vücutlarınız götürmez bu güreşi be! Bunun üzerine Keçeli, şu teklifte bulunmuş:
Ben alta yatayım, sen ve Kavasoğlu, bana sağdan soldan birer sarma vurun! Bak ne yaparım, görürsünüz! Bunun üzerine Keçeli yere yatmış, Kavasoğlu bir taraftan, Kara İbo diğer taraftan sarmalamış ve iyice bağlamışlar. Keçeli, olduğu yerden dikilerek ayağa kalkmış ve Kara İbo’nun da Kavasoğlu’nun da sarmaları, bağları çözülerek oldukları yere düşmüşler. Keçeli, yağ güreşini üç ayda öğrenmişti. İdman yaptığı yağ pehlivanlarını bir elde yeniyordu.

Halil Paşa, Keçeli’nin yağ güreşini kavradığını ve önüne geleni yenebileceğini anladığında durumu gelip Sultan Aziz’e arz etti. Sultan da Kavasoğlu ile yağ güreşi yapmasını irade etmişti.

İşte bu sıralarda Kâğıthane’deki sarma hâdisesi olmuştu. Pomaklar yüzde yüz Kavasoğlu’nun mağlûp olacağına hükmetmişlerdi ve çare olarak, zehirlemeyi bulmuşlardı. Keçeliye verilen zehir acayip bir şeydi. Vücudu cılk yara olmuş, lime lime yara dökmüş.

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 45
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz