GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

ISLAHATÇI-YENİLİKÇİ PADİŞAH SULTAN II. MAHMUT DÖNEMİ (1808-1839)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default ISLAHATÇI-YENİLİKÇİ PADİŞAH SULTAN II. MAHMUT DÖNEMİ (1808-1839)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi Mayıs 12, 2008 12:33 pm

Sultan II Mahmut çok zor şartlarda padişah olmuştu. İçte ve dışta çok büyük olaylar vardır.
Balkanlarda isyanlar,
Rusya ve Avusturya ile sınır savaşları,
Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın tehditleri,
Mora isyanı,
Yunanistan'ın istiklalini kazanması gibi...
Bir yabancı tarihçi o zamanki Osmanlının durumunu, “Direkleri, yelkenleri tamire muhtaç tayfalarını değiştirmeye ihtiyaç duyulan bir gemi” olarak niteliyordu. Sultan II. Mahmut da böyle düşünüyordu.
Bütün olumsuzluklarına rağmen, Sultan Mahmut şehzadeliğinden beri tasarladığı, Amcası III. Selim’in yarım kalan ıslahat hareketlerini tamamlamayı şiddetle arzu ediyordu.

Sultan II. Mahmud’un Kurmayı arzu ettiği devlet yönetimin ana esasları şöyle idi:

· “Avrupa’nın teknik medeniyetini en az onlar derecesinde öğrenip uygulamaz isek bizi Avrupa’dan atarlar, geldiğimiz Anadolu’ya döneriz.
· Çevremiz düşmanlarla çevrili olduğu için ordumuzu ve donanmamızı en üstün seviyede tutmaya mecburuz.
· Orduyu ne padişah olarak iç siyasette kullanacağız, ne de politikaya müdahalesine izin vereceğiz.
· Ordu kayıtsız şartsız Sadrazama (Başbakana) bağlı ve onun emrinde olacak. (Ancak) her zaman başkumandan padişahtır.
· Ordunun ve donanmanın fiilen başkumandanları Serasker ile Kaptanı Derya kabineye vezir/bakan sıfatı ile katılacaklardır. Onların dışında hiçbir subay politika ile uğraşmayacaktır”.

II. Mahmut bu düşüncelerle ıslahat hareketlerine başladı ve bütün yeniliklere karşı çıkan, engel olan Yeniçeri ocağının kaldırılmasına karar verdi.
*Sultan II. Mahmut 1826 ‘da Yeniçeri ocağı kaldırılınca, yerine Asakiri Mansureyi Muhammediye (Muhammed’in Muzaffer askerleri) adı altında yeni bir askeri ocak kurdu. Başına da Yeniçerilerin kaldırılmasında çok emeği geçen Ağa Kara Hüseyin Paşa getirildi.
*Sultan II. Mahmut daha geniş çapta ıslahat yapabilmek için Sadrazam ve vezirlerini, sarayın Kubbealtı’nda topladı. Yapacağı reformları ve fikirlerini onlara açıkladı. Öncelikle Tebaası arasında müslim- gayrimüslim farkı gözetilmeyeceğini açık ve net olarak şu sözlerle dile getirdi: “Tebaamda Müslümanları Camide, Hıristiyanları Kilisede, Musevileri Havrada tanımak isterim” dedi.
*Islahat projeleri hazırlanıncaya kadar vezirlerini dışarıya bırakmadı. Sarayda misafir etti. Bu toplantı sonunda askeri, idari, adli, zirai ve ticari raporlar hazırlandı. Askerî ıslahata öncelik verildi.

ASKERÎ REFORMLAR
*Yeni kurulan askeri birliklerin eğitim ve kıyafetleri Avrupaîi idi. Askerin kıyafeti kırmızı ceket, setre (dar) pantolon ve fes. Fes giyme o devirde modernleşme simgesi (işareti) idi.
Fes’in adı Fas şehrinden gelmesine rağmen Tunus’un milli baş örtü giysisidir. Kırmızı cuhadan yapılmaktadır. Sultan II. Mahmud’un müslüman topluma peygamberlerin, Padişahların ve ülema sınıfının baş giysisi kavuk ve sargı kaldırıp yerine fes giydirmesini Ülema ve Hoca sınıfı hoşkarşılamamış. Kışkırtmalarla Arnavutluk, Makedonya ve Bağdat’ta isyanlar çıkmış. İstanbul’un Beyoğlu semtinde yüzlerce ev yakılmış olmasına rağmen Sultan II. Mahmut kararından dönmemiş, modern giysi ve fesi giydirmiştir.

*Yeni orduyu eğitmek için Fransa’dan öğretmenler getirtildi. Askere alma belirli esaslara bağlandı, vilayetlerde askerlik şubeleri açıldı. Askerlik müddeti 5 yıl olarak belirlendi.
*Her biri 30.000 kişiden oluşan 5 yeni ordu kuruldu. Bu orduyu yabancı öğretmenlerle eğitmek mümkün değildi. Yerli okullar açılıp zabit (subay) ihtiyacının karşılanması gerekliydi. Bunun için 1830 ‘dan itibaren askeri okul ihtiyacı duyuluyor, tedbir aranıyordu. Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyan hareketi bunu geciktirdi.
*Sultan II. Mahmud’un başyaveri Namık Paşa, Avrupa’ya birkaç kez gitmiş tecrübeli bir komutandı. Kendisi bir kere daha ve bu defa yabancı subay okullarını incelemesi ve bizde uygulanabilmesi için tetkike gönderildi. O dışarıda bu incelemeleri yaparken içerde de bazı hazırlıklara başlandı.
*1831 ‘de Ahmet Fevzi Paşa (firari) Selimiye kışlasında bulunan 4 alay ve 2 tabur askerden zeki, gösterişli ve terbiyeli erleri seçip sübyan bölüğü kurdu. Mevcutları 400 kişi kadardı. Bunlara ilk, orta ve lise dersleri verilerek yetiştirildiler. 1834 ‘de Maçka Kışlası’nda hazırlanan okula nakledildiler. Bu sübyan bölükleri harp okulunun çekirdeğini oluşturdu. Böylece Namık Paşa ile Ahmet Fevzi Paşa 1834 yılında beraber ilk askeri okulu kurmuş oldular: Orduya subay yetiştirecek Mektebi Harbiyeyi Şahane (Harp Okulu) açılmış oldu. Sezerli Yusuf Paşa zade kaymakam (yb) Mazharbey 1834’de Harp Okulu’na müdür olarak tayin oldu.
Ayrıca;
· Avrupa’daki yenilikleri takip edebilmek içinde yurt dışına öğrenciler gönderilmeye başlandı.
· Selimiye kışlası ahşaplı-taş kışla olarak yeniden yapıldı.
· Taksimdeki Taşkışla ve Davut Paşa kışlaları tamamlandı.
· 29 Haziran 1827 ‘de yerli tüfek üretimine merasimle başlandı. Dolmabahçe civarında silah fabrikaları kuruldu.
· Ordunun barut ihtiyaçları dışarıdan temin ediliyor, fakat çoğu bozuk çıkıyordu. Yerli üretim için Yeşilköy civarında Baruthaneler kuruldu. Bu fabrikaların başına da (Arakel Amira Dad) Barutçu başı olarak atandı.

MÜLKÎ REFORMLAR
*Sultan II. Mahmut Saray geleneklerinde değişiklikler yaptı. Sarayda Avrupai davranışlar başladı. Masa, sandalye, porselen, tabak, çatal, kaşık kullanılmaya başlandı. Kıyafetler modernleştirildi.
*1831 ‘de devletin insan ve servet durumunu belirlemek için nüfus sayımı (yalnız erkekler için) yapıldı. Sayımda 8 Milyon Müslüman, 4 milyon Hıristiyan tesbit edildi.
*1831 ‘de Takvimi Vekaiye (olayların takvimi) adlı gündelik ilk Osmanlı gazetesi çıkarıldı. Gazeteler, padişah fermanları, takvimler 4 dilde de yazılıyordu: Arapça, Rumca, Ermenice ve Fransızca .
*Fransızca öğrenme modası Osmanlıda hızla yayıldı.. Nerdeyse Fransızca ikinci lisan gibi olmuştu. Sultan II. Mahmud’un oğulları Abdulmecid ve Abdülaziz özel Fransızca dersleri almaya başladı.
*Yurt dışına özellikle Paris, Londra ve Viyana’ya daimi elçiler gönderilip yenilikler izlenmeye devam edildi. Bu dönemde idari alanda yapılan öteki başlıca yenilikler özetle şunlardır:
· İstanbul’da bol miktarda kilise yapılmaya başlandı. 1833’ de düzenli Posta Teşkilatı ve 1835 ‘de bugünkü anlamda Hariciye Nezareti ve Teşkilatı kuruldu.
· Bol bol Av partileri düzenlenerek Avrupalılar İstanbul’a davet edildiler.
· 25 Ocak 1835 ‘de İngiliz sarayında verilen baloya İstanbul’dan Saray Bandosu gönderildi. Valsler, dans müzikleri çalındı. Baloyu Osmanlı Başkumandanı (Serasker) Fransız sefiresini dansa kaldırarak açtı.
· 1836 ‘da yine bugünkü anlamda Dahiliye, Adalet, Maliye bakanlıkları kuruldu.
· 1838 ’de “ Sadaret” ismi Başveklet olarak değiştirildi ve böyle kullanılmaya başlandı.
· Resmi dairelere, Sultan II. Mahmud’un setre pantolonlu, fesli ve kısa kesilmiş sakallı resimleri asıldı.
· Resmi dairelerde setre pantolon ve fes giyilmesi adet haline geldi.
· 1836 ‘da 1 km. uzunluğundaki Haliç Köprüsü açıldı. Sultan II. Mahmut Avrupaî saltanat arabası ile köprüden ilk geçen oldu.
· Bir fermanla, ilköğretimin zorunlu ve parasız olduğu ilan edildi.
· Bugnkü Galatasaray Lisesinin karşısında (Mikail Nauma Efendi tarafından) ilk tiyatro binası açıldı.
· Yabancı eserler Türkçe’ye çevrilmeye başlandı. Vilayetlerde Rüştiyeler (Ortaokul) açılması için emirler verildi.
· Türk bayrağı, kırmızı zemin üzerine hilal ve 8 köşeli yıldız oldu. (29 Mayıs 1936 Türk Bayrağı Kanunu ile bayrağımızın bugünkü şekli ve ebatları kabul edildi.)
· 1850 ’de Fransız hukukuna uygun Ticaret Kanunnamesi yürürlüğe girdi.

İDARÎ REFORMLAR
Daha önce Osmanlı idaresi Rumeli Beylerbeyliği ve Anadolu Beylerbeyliği olarak ikiye ayrılıyordu. Ayrıca, Topraklar eyaletlere, eyaletler de liva ve sancaklara bölünmüştü.
Eyalet valileri hükümdar gibi idiler, idam cezası, vergi toplama ve askere alma gibi çok önemli görevleri ve yetkileri vardı. Bu alanda başlıca şu reformlar yapıldı:
· Sultan II. Mahmut, valilikleri Babıali’ye (Sadrazama) bağladı. Valileri devletin en büyük mülkî amirleri haline getirdi, yani devletin memuru yaptı.
· Anadolu’daki 18 eyalet 4 indirildi. Bu teşkilatta Mustafa Reşit Paşa Fransa’daki örnekleri alarak uygulamaya çalıştı. Vilayetlerde il idare meclisleri kuruldu. Bunlar seçimle yapılıyordu. Dolayısı ile Osmanlı halkı ilk defa seçimle tanışıyordu.
· Vilayetlerde şer’i mahkemeler yanında karma mahkemeler de kurulmaya başlandı.
· Yeni uygulama ile emlak alım, satım ve tasarrufu hakkındaki kanunlara “tüm tebaa için eşittir” maddesi eklendi. Yabancı devletlerle yapılacak anlaşmalarla (mütekabiliyet esası) yabancılara da emlak tasarrufu için izin verilmesi yeni esaslara bağlanmış oldu.
· Tanzimat’a kadar din değiştirmede idam cezası vardı. Bu ceza kaldırıldı.Ayrıca azınlıklar için ayin yapma serbestini getirildi.Din için zorlama, eziyet etme tamamen kaldırıldı.
· Vilayetler teşkilatı, sancak-kaza nahiye adı altında üçlü idari teşkilata dönüştürüldü. Vali hepsinin idarî amiri oldu.
· Sultan II. Mahmud’un askerî, idarî ve hukukî alanlarda yaptığı bu reformları hazmedemeyenler çoktu. Sultanın sarayda ve kıyafette yaptıkları yenilikler, kız kardeşi Esma Sultan’ın modern giyimli kızı ile kışlaları, askerleri denetlemesi nedeniyle; bunlar, Halife olmasına rağmen Sultan II. Mahmud’a “Gavur Padişah” damgasını vurdular.



1837 senesinde Sultan II. Mahmut Haliç Köprüsünden geçerken, Kıllı Şeyh adlı derviş Sultana saldırarak “Gavur” diye bağırmıştı. Dinsizliğin için Allah’a hesap vereceksin deyince Sultan kendisine “delirmiş bu adam” diye cevap verdi. Şeyh yakalandı ve idam edildi. Müritleri şeyhlerini din şehidi olarak ilan ettiler.



Sultan II. Mahmud’un reform ve uygulamalarına bugünkü gözlük ve anlayışla bakıldığında fazla bir şey görünmeyebilir. Ancak, bundan 170-180 sene öncesi; Osmanlıda cahilliğin, dinî taassubun ve gericiliğin yoğun olduğu dönemdi. Böyle bir dönemde ve büyük devletlerin Osmanlıya saldırmak için sürekli fırsat kolladıkları, bahane yarattıkları bir dvirde bu reformları düşünme ve uygulamanın ne denli zor olduğu ve her ıslahat teşebbüsünün hayata mal olduğu düşünülürse, Sultan II. Mahmut neden o zamanın Atatürk’ü dendiği kolayca ortaya çıkar.
avatar
Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz