GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

POMAKLAR ÜZERİNE

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default POMAKLAR ÜZERİNE

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Ptsi Ağus. 06, 2007 3:26 pm

POMAKLAR ÜZERİNE

Slavdilli / Müslüman karakterin belirlediği “Pomak Kimliği”nin; 9. asır sonrasında, Slavik Bulgar kütlesine bir göktaşı gibi çarpan Peçenek-Uz-Kuman göç dalgasının yarattığı toplumsal travma(lar) sonucunda kopardığı kütlenin, süreç içinde ayrı bir etnisite oluşumuna yönelmesiyle ortaya çıktığını düşünüyorum. Böyle bir oluşumun; 6.-9. asırlar arasında gelişen “Bulgarlaşma” sürecinde tamamen eritilememiş kütlelerden başlaması kaçınılmazdır.

Bulgarlaşma süreci, 6 asır sonrasında bölgeye gelen Slav ve Bulgar göçebelerin; bir bölümü Rum’laşmış (-Romalılaşmış- Trak, Kelt, Avar gibi) yerli unsurlarla kaynaştığı “yerleşme süreci”nin adıdır. Bu sürecin tamamen içselleştiremediği kesimler ise yerleşmeye direnen göçebe/yarı göçebe topluluklar olacaktır. Balkanların Rodop, İllirya ve Karpatlar’daki dağlık arazisinde, yerleşik düzene direnerek, günümüze kadar göçebe kimliğini muhafaza edebilmiş Trak kökenli topluluklara (Valak/Valah/Ulah) rastlanmaktadır. İllirya’daki bu tip toplulukların günümüzün Arnavut ve Karpatlar’ dakilerin de Romen kimliğine kaynaklık ettiği biliniyor. Rodoplar’ dakilerin ise “Pomak” oluşumunu başlatan kopuş sürecinin önemli bileşenleri arasına katılması; hatta bunun çekirdeğini oluşturması mümkündür. Bulgarlaşma sürecinin tamamen eritemediği diğer kesimler ise son göç dalgasıyla gelen Peçenek-Uz-Kuman topluluklarından oluşacaktır.

Merkezi ve Güney Rodop Bölgesi; yüksek dağlardan kaynaklanan doğal koşullar ve Bizans-Bulgar devletlerinin sınır hattında oluşan egemenlik zaafları nedeniyle; Bulgarlaşma süreci boyunca denetimin zayıf kaldığı en önemli “merkezkaç” alanını oluşturmuştur. Sürecin etkilerini azaltan bu nitelik; bölgedeki kesimin Slavlaşmaya direnç göstermesine olanak tanıdığı gibi, direnme eğilimi taşıyan kesimleri de çekecektir.

10.-13. asırlar; son göç dalgasından etkilenen Bulgarlaşma sürecinin kriz yıllarıdır. Bogomilizm’in altın çağını yaşadığı bu dönem; isyan ve iç savaş süreçlerinde sallanan Bulgar Devletinin yıkılış sürecidir aynı zamanda. Askeri Feodal Merkez güçleri ve Boyar hakimiyetine başkaldıran göçebe, yarı göçebe ve yoksul köylü kalabalıkları; Bogomilizm’in üstlendiği katalizör misyon çevresinde yoğunlaşan bir kopuşun temelini oluşturmuştur.

Tıpkı Anadolu Selçukluları gibi; Bulgar Devleti de son darbeyi Moğollar’dan yemiştir. Moğollar meşhur “parçala yönet” siyaseti ile kuklalaştırdıkları merkezi iktidar altında; kendi bölgelerinde kısmi iktidar olanakları sundukları Boyarlar’a dayalı bir haraç düzeni yaratmışlardı. 1277 yılında Çoban İvaylo Ayaklanması ile bu yapıyı sarsan yoksul Bogomil kitleleri; kısa süre sonra Boyarların, Moğollar adına indirdikleri darbeyle dağılmıştı. Yenilgi sonrasında İllirya ve Rodoplar’ın doğal koşullarına sığınan bu kitleler; merkezi iktidarın bir daha toparlanamadığı koşullarda; “Bulgar” kimliğini temsil eden bölük pörçük Boyar hakimiyet odaklarına büsbütün düşman durumdaydı.

Osmanlı; bu koşulların yaşandığı Balkanlara geldiğinde henüz göçebe devleti karakteri taşıyordu. Toprak rantına dayalı “Tımar Sistemi” oluşmamış; idari yapı ve hukuk anlayışı; göçebe aşiretlerin sürü yetiştiriciliğinden ibaret ekonomik faaliyetlerini kolaylaştırma amacına göre düzenlenmişti. Bu karakter yerli Bulgar egemenlerine taze düşmanlık duyguları besleyen; göçebe, yarı göçebe ve yoksul köylü topluluğu mahiyetindeki Bogomil kitlelerinin ihtiyaçlarıyla da örtüşüyordu. Osmanlıyla uzlaşıp, kaynaşmalarına fazlasıyla elverişli bir altyapıdır bu.

Öte yandan Osmanlı’nın o günkü ideolojik yapısı da; Bogomilizm’in öncülü olan Anadolu Paulikanizmi ile kaynaşarak, “Anadolu İslamı” denebilecek kadar farklı ve Şamanist karakterli göçebe kültürü içeren “Alevi/Bektaşi” inancına dayanıyordu. İslam ve Hıristiyan Heteredoksisini oluşturan Paulikanizm, Alevi Bektaşilik ve Bogomilizm arasında gerek kültürel ve gerekse organik bağlara işaret eden olgular hayli fazladır. Şimdilik Anadolu’da Battal Gazi ve Balkanlarda Sarı Saltık’ın; hem yerli Hıristiyan ve hem de Alevi Bektaşi kesimlerce “aziz/evliya” olarak kutsandığını belirtmekle yetineceğim. Bu ortaklaşmanın sağladığı zeminde; Babai İsyanları ardından Balkanlara kaçan Alevi önderler, bir süre Bogomil dervişleriyle ortak faaliyet yürüttükten sonra; İvaylo İsyanı sonrasında İllirya ve Bosnaya çekilen Bogomillerin boşalttığı alanda tek etkin unsur olarak kalakalmıştır.

Bu koşullar altında, Osmanlı’nın gelişi öncesinde Alevi/Bektaşi Derviş faaliyetleri ile başlayan dönüşüm sürecinde; Hıristiyan Hetredoksisi (Bogomilizm) ne mensup kitleler; İslam Heteredoksisini oluşturan Alevi-Bektaşi inanç sitemi üzerinden İslam dinini benimsemeye yönelmiştir. Artık Fetih sürecinde Osmanlı’dan yana tavır alma nedenlerini ayrıca açıklamaya gerek yok sanırım. Hıristiyan Slavlar tarafından sırf bu yardımcı tutum nedeniyle “Pomak” olarak adlandırılmalarını da…

Fetret devrindeki Şeyh Bedrettin İsyanları (ki bu isyanlar gerek batı Anadolu ve gerekse Deliorman yöresinde Bogomil etkilerinin yoğun olarak gözlendiği alanlarla örtüşen bir coğrafyada gerçekleşmişti.) Osmanlı’nın; Göçebe Devleti karakterinden, Askeri Bürokratik Feodalizme dayalı İmparatorluk karakterine geçiş sürecinin sancılarıdır. İstanbul’un alınışıyla tamamlanan bu dönem sonrasında Osmanlı Devleti; bütün işlevleriyle birlikte Bizans’ın devamı olmaya soyunarak yepyeni bir karakter kazanmıştır. Bu yeni karakterin ihtiyaçlarına cevap vermesi bir yana; tasfiye edilen göçebe unsurların çıkarlarına hizmet eden “Alevi Bektaşi” inancına dayalı ideolojik aygıt terk edilmiş; onun yerine Saray çevresinde yoğunlaşan Selçuklu Ulemasına dayalı “Sünni” aygıt ikame edilmiştir. Buna bağlı olarak, bundan sonraki dönem Pomaklar açısından “Sünnileşme Süreci” olarak işlemeye başlayacaktır. Kademeli olarak uygulanan Sünnileştirme siyaseti; 1826 yılında ocağın kaldırılması nedeniyle patlayan Yeniçeri İsyanları bahane edilerek, kanlı bir finalle tamamlanmıştır. Bu dönemde isyan bastırma faaliyetleri arasında tekkelere sığınan Yeniçerilerle birlikte birçok Alevi/Bektaşi katledilmiş ve sonrasında “sapkın” olduğu ilan edilen “Alevi Bektaşi” inancında direnenlerin idam edileceğine dair fermanlar yayınlanarak uygulanmıştır. Buna paralel olarak el konulan Alevi/Bektaşi dergahlarından bazılarına Kadiri, Mevlevi gibi Sünni tarikatlar yerleştirilmiş,. Pomaklar arasından seçilen zeki çocuklar Medreselerde Sünni eğitime tabi tutularak; İmam/Muhtar olarak köylerinin Sünnileştirilmesinde görevlendirilmişlerdir.

Slavlaşma sürecinde dillerini yitirerek Slavca konuşacak kadar Bulgarlaşan, ancak Rodoplar’ın elverişli ortamında yerleşik düzene direnerek, göçebe/yarı göçebe karakterlerini muhafaza etmeyi başarabilmiş değişik karakterli toplulukların; 10-13 yüzyıla damgasını basan “Bogomilizm” eksenli iç çatışmalarda ana kütleden koparak farklı bir kimlik oluşumuna yönelmesi biçiminde özetlemeye çalıştığım bu öykü; önerebileceğim en mantıklı Pomak öyküsüdür. Merkezi ve Güney Rodoplarda yaşayan “Aren”lerin oluşturduğu çekirdeğin, giderek bir kartopu gibi yuvarlanmasıyla; çevredeki ana kütleye uyumsuz yapıları bünyesine katarak büyürken; içselleştiremediği parçaları çevredeki toplumlar lehine kaybederek, belirli bir kararlılık düzeyine ulaşmasının hayli zaman alacağını da unutmamak gerek. “Pomak” adının ancak 18. asır sonrasında kayıtlara girmesinin nedeni de bu olmalıdır sanırım.

Recep Memis

http://pomak.forums4free.org/viewtopic.php?t=4

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 44
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz