GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

"Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default "Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Ptsi Ağus. 06, 2007 3:19 pm

"Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Merkezi ve Güney Rodoplar’da kümelenmiş Pomak kütlesinin kendisini “Aren” olarak adlandırdığını biliyoruz. Bu adlandırmaya dayalı yorumların başında sözcüğün morfolojisi ile oynayarak varılmak istenen sonuca elverişli biçimler üretme çabası dikkat çekiyor.

Pomakların “Arap” kökenli olduğunu kanıtlama peşinde olanlar; bunu “Agaryan” biçimine dönüştürüyor önce. Ardından bunun; Arap dilinde “kara” anlamına gelen “hacer (hager)” sözünden geldiğini söyleyerek, Bizans’ın bölgeye iskan ettiği Arapların hikayesini anlatmaya koyuluyor…

Türk’lükle bağlantı arayanlar da; “Ahriyan” olarak kabul ederek; “Ahi” lik öykülerini sıralamaya başlıyor.

Yunan tezleri ise “Achryani” biçimine dönüştürdükten sonra; Büyük İskenderin ordusunda savaşmış, çok eski bir yerli kabile ile alakalandırmayı tercih ediyor.

Bu durumda orijinal söylenişi bilmek önem kazanıyor.

Konuya ilişkin kendi gözlemlerimi aktarmak istiyorum önce… 1978 yılında Türkçe öğrenmeden ölen babaannem; “Pomak” ya da “Pomakça” sözlerini asla kullanmaz, kullananlara da tepki gösterirdi. O zamanlar konu hakkında bilgisiz oluşum nedeniyle gereksiz bir inat olarak algılıyordum bunu. Özellikle birine Pomak dilini bilip bilmediğini sorarken kullandığı “znaesh ti aarenski?” ifadesi hala kulaklarımdadır. Arensky; “Aren’ce” demek. Sözcüğün başındaki “a” sesi, konuşma dilinde uzun “a” biçiminde kullanıldığı için Rumeli ağzında yutulan “h” sessizini andıran bir söylenişi var. Bu nedenle zaman zaman “ahrenski” biçiminde algıladığım da olmuştur. Sonuçta Babaannemin “Pomak” olmayı asla kabul etmediği ve kendisine, uzun “aa” sesiyle söylenen “A(a)ren” adını yakıştırdığını kesin bir gözlem olarak aktarabilirim.

Halk ağzında “Agaryan”, “Ahriyan” ya da “Achryani” biçimindeki söylenişlere hiç rastlamadım ben. Buna karşılık Drama kökenli mübadillerden Samsun’da derlenen “Paşa Dudu” adlı türküde şöyle bir dörtlük var.

Quote:
"Arenler satara ana okkayla kına (aman aman)
Kızlara ilâyık Paşa Dudu davulla zurna
Arenler satara ana okkayla yünü (aman aman)
Ne vakit yapacan Paşa Dudu davulla düğünü” http://www.kutlukent.com/bilgi/halkoyun.asp


Yine Rodopların güney eteğindeki “İskeçe (Xanti)” kentinde “Aren Mahalle” adında bir semt adı olduğu biliniyor.

Quote:
“………………

4 Ağustos 1929 belediye seçimlerinde İskeçe'den EVRİPİDİS HASIRCIOĞLU
listesinden belediye meclisine seçilen TÜRK azaları şunlardı:

…………

ARENMAHALLEDEN
11- YEMENİCİ OSMAN (VARYEMEZ)

…………………

(YENİ ADIM gazetesi - Sayı: 224/26-10-1929- Aktaran: Rıza Kirlidökme / Gündem Gazetesi)


Türkçe sözlüklerde karşılığı yok. Soyadı (Prof. Sadun Aren) olarak kullanılmış olması; folklorik kullanımda olduğu gibi Rodop kökenlilikle alakalı belki de… Veriler; halk ağzında söylenen orijinal biçimin “Aren” olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle Pomak oluşumunun başlangıç noktası olarak gördüğüm Merkezi Rodop Halkı’nın; kendilerini “Aren” olarak adlandırdıklarını kabul ediyorum. “Agaryan”, “Ahriyan” ya da “Achryani” ifadelerini, ideolojik kaygılarla türetilmiş çeşitlemeler olarak görüyorum.

Morfolojik yapısı, “Ari-Arian-Aryan” sözüne çağrışım yapıyor. Bilimsel bir temeli olmamakla birlikte, beyaz ırkı ifade etmede kullanılan “ari” sözü; Sanskritçe ve Avesta dilinde “soylu” anlamına geliyor. İran sözü de Ari ülkesi demek,.. Hindistan’dan çıkıp Avrupa’ya dağıldığı düşünülen topluluklar için kullanılıyor (Larousse Ans.).

Ben asıl olarak; “Aren” adının, Anadolu kökenli olabileceği üzerinde durmak istiyorum.

Balkanlar M.Ö. 3. asıra kadar “Trak” kültürünün etkisi altındaydı. Trak kültüründe Anadolu (Luvi, Hatti, Hitit) etkileşimi oldukça yoğundur. Daha sonra bölgenin Roma-Bizans hakimiyetinde Rumlaştığı görülür. 6. asır sonrası ise Slavlaşma dönemidir. Ardışık tabakalar halinde bölgeyi etkisi altına alan bu kültürel biçimlenmelerin istisnaları da vardı. Rodop, İllirya ve Karpatların dağlık arazilerinde görece izole bir yaşam süren “Trak” kökenli göçebelerin yakın zamanlara kadar farklılıklarını koruyabildiği bilinmektedir. Bunlardan Romalılaşmış Traklar olarak vasıflandırılabilecek Ulahlar (Valak); Karpatlar’da Slavlaşmaya direnerek; bölgeye sonradan gelen başka gruplarla birlikte günümüz Romen toplumuna kaynaklık etmiştir. İllirya dağlarındaki “Trak” kökenli göçebeler de benzer şekilde, Arnavut toplumunun oluşumunda rol oynamıştır.

Makedonya ovalarının iki ucundaki dağlık arazilerde yaşayan topluluklar için kullanılan “Arnavut” ve “Aren” adlarındaki benzerlik dikkat çekicidir. Ardışık dönemlerde bölgeye damgasını vuran Romalılaşma ve Slavlaşma süreçlerinde erimeksizin; yakın denecek zamanlarda ayrı kimlik oluşumlarında rol oynamaları ortak noktalarıdır. Her ikisi için Trak” kültürü ile ilişkilendirme tartışmaları yapılması; bunların uzak bir geçmişte aynı toplumun parçaları olduklarına işaret ediyor. Bu ise adlarının aynı kökenden gelme olasılığını güçlendiriyor. “Arnavut” sözünün; “Aren-a-(v)-ut” biçiminde “Aren” sözcüğünün bir türevi olduğunu sanıyorum. Dilbilimsel kapasitem burada durmamı söylüyor. Keşke daha ötelere gidebilseydim. Arnavutların diğer adı “Alban”dır”

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 44
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: "Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Ptsi Ağus. 06, 2007 3:20 pm

Quote:
Esas olarak "Trak"ların yaşama alanlarını göstermeye yönelik olan bu haritada Enez'in konumu hayli eski bir dönemde çizildiğini gösterir. Burada Enez; Saros körfezinin kuzeyinde bulunan çift girintili ikinci bir körfezin batı kıyısında yer alır. Bugün Meriç nehrinin taşıdığı alüvyonlar körfez girişini kapatarak geri planda "lagünler" oluşmasına neden olmuştur. Haritadaki körfezin kuzeye yönelik uzantısı "Gala" gölünü oluşturur. Kentin doğusunda kalan öteki uzantı ise kıyısında "Kral Kızı" öreninin bulunduğu diğer lagün alanıdır. Bunun kuzeybatı kyısında kentin bulunduğu tepenin eteğinde antik "Nekropol" (ölüler şehri- mezarlık) yer alır. Arkeolojik araştırmalar çok uzak olmayan bir dönemde bu bölümde "Doğu Limanı"nın yer aldığını göstermiştir. Kent merkezindeki antik kalenin eteğinde bulunan "Batı Limanı" da denizin oldukça uzağında kalmış durumdadır.

Bu özellikler haritanın, en az 2-3 asır öncesine ait örneklerden çalışıldığını düşündürür. Anadolu toprağının "Türkiye", Güney Rodop bölümünün "Rumeli" olarak gösterilmesi ve "Serez" yakınlarındaki "Demirhisar" kasabasının yer alması; tarihinin çok ta eskilere uzanmadığına işaret eder. Bunlara bakarak "Ouroundjaova" (Aranyaova) adının yakın denecek zamanlara kadar bölge adı olarak kullanıldığını düşünüyorum. "Aranya" sözüne ilave edilen "-ova" eki de slavik senteze işaret eden yerli söylenişi yansıtıyor olmalıdır. Artık unutulmaya yüz tutsa da "Aren" adlandırmasının günümüze kadar yaşayabilmesiyle uyumlu verilerdir bunlar... R.Memiş


Şimdi biraz da Trak/Anadolu etkileşimleri üzerinde durmak istiyorum. Tarih boyunca yaşanan göçlerin geçiş yolu üzerindeki bu bölgeler arasındaki kültür alışverişi her zaman canlı bir trafiğe sahne olmuştur. Tarih Sümer’de başlar. Çünkü yazıyı kullanan ilk kültürün adıdır Sümer. Yazı sayesinde bilgi biriktirme devrimi yapan Sümerler günümüz uygarlığının kaynağıdır aynı zamanda. Hemen ardından Anadolu’ya göç ettiği görülüyor uygarlığın. Hititler taşıyor bayrağı uzun süre,.. Sonra İonya’ya, Yunan adalarına ve Trakya üzerinden Makedonya civarına taşındığını görüyoruz. Oradan da Roma’ya.. Ortaçağ karanlığı çökünce güneş tekrar doğudan ışımaya başlıyor. Günümüz Batı Uygarlığı, eski Yunan’ı İslam dünyasından öğrendi çünkü..

Bu trafiği inanç kültlerinde izlemek mümkün. Sümerlerin “İnanna” sı “Na” oluyor önce Anadolu’da… Sonra “Ma” ya dönüşüyor Ana Tanrıça. “Na” sözü ile “Ana” sözü ne kadar da benzeşiyor değil mi? “Ma” ile Avrupa dillerindeki “Mather” sözünün benzeştiği gibi. “Abba” Sümerce “Baba” demek. Arapça “ab” batı dillerindeki “Papa”, “Peder”, “Father” bizdeki “baba” gibi… Sümerlerin Işıldayan gök tanrısı “İştar” da yıldız anlamına geliyor günümüzde; yani “sitare” ya da “star”,..

Biraz dikkatli incelendiğinde; Anadolu tanrılarının sadece adlarının biraz değiştiğini görürüz eski Yunanda,.. “Ma”; Mather’den Demater ve giderek Demeter oluyor mesela,. Aynı kültler Yunan’dan Roma’ya taşınıyor. İlginçtir; tamamı Ortadoğu’da doğan tek tanrılı dinler de ve aynı yoldan yayılır batıya doğru. Hakim dinlerin muhalif versiyonları olarak “heteredoksi” de öyle. Zerdüştlük ile ilk Hıristiyanlığı sentezlemeye çalışan Manicilik bunların “hetredoksisi” oluyor önce,. Mazdekçilik te Manciliğin heteredoksisi,. Sonra Bizans’la Ortodoksluk gelişince; “Paulikanizm” yükseliyor Anadolu’dan. Bulgaristan’a geldiğinde “Bogomillik”; Bosna üzerinden kuzey İtalya ve Fransa’ya ulaştığında “Albicilik” ve” Katarizm”e dönüşüyor adı. Biraz dibini eşeleyecek olsanız; Reform/Rönesans süreçlerinin fitilini, “Paulikan-Bogomil-Albigen-Katar” hattında ışıldayan “Anadolu Güneşi”nin ateşlediğini görürsünüz kuşkusuz.

Albicilik (Albigenizm) sözü üzerinde durmak istiyorum biraz. Bulgaristan’dan batıya kaçan Bogomiller’in, Kuzey İtalya’daki adıdır bu… Sıfırdan kurup yerleştikleri “Albi” kasabasından geliyor. (Şeyh Bedrettin İsyanları esnasında Aydın/Ortaklar kasabasını da bizim Bogomillerimizin sıfırdan kurduğunu fısıldıyor kulağıma periler!. Bu “Peri” sözünün batı dillerindeki karşılığı Elf, Alf, Alb değil miydi?... Kafam karışıyor! Bizim çok eskiden Şaman olup tanrılara aracılık ederken Anadolu’da Evliyaya dönüşen Alp-Erenler’imiz de Elf’lerle akraba mıydı yoksa?.. ) Latince’de “Alba” ışıldayan beyaz demek. Renklendirici madde yokluğundan kaynaklanan beyaz kıllılık hastalığı olarak bilinen “Albinizm” gibi; yüksek karlı (Beyaz) dağlar anlamına gelen “Alpler” de aynı kökle alakalı sözcükler.

“Albanlar” kim oluyor peki? Yüksek karlı dağların(Alp) çocukları yani kısaca “Dağlılar” mı? Yoksa Işıldıyan beyazın yani “ışığın çocuklar”ı mı?... (Balkanlara göçmüş Babai tayfasına “Işıkçılar” dendiği geliyor mu sizin de aklınıza?... Onların, Otman Baba ve Akyazılı gibi pirlerinin; Hıristiyan Slavlar tarafından Sveti Naum (Aziz Naum) ya da Aya Nikola (Aziz Nikola) olarak kutsanan meşhur (Alevi-Bogomil) Evliyamız Sarı Saltık’ın zuhuru olma iddialarını hatırladınız mı?... Balkanlardaki Bogomillerin Alevi/Bektaşi’lik üzerinden İslama geçişi ve Albania (Arnavutluk)’nın önemli bir Alevi Bektaşi merkezi olması hangi çağrışımları uyandırıyor?) Bu sorunun içinden çıkmak zor gibi görünüyor. Sanırım yeniden “Anadolu Güneşi”nin ışığına başvurmamız gerekecek.

Çorum/Boğazköy (Hattuşa) kazılarından çıkan Hitit tabletleri; “Hitit Kralının; ülkeyi yönetme yetkisini Arinna’lı “Güneş Tanrısı”ndan aldığı”nı söylüyor. Arinna, Hattuşaş’a bir günlük mesafedeymiş. Güneş tanrısının adı da “Arinnita” … Ord. Prof. Dr. Sedat Alp, Hititlerde güneş tanrısının çok önemli olduğunu belirtiyor.

“Aren” sözünden yola çıkıp “Arnavut/Alban” derken ışıklı bir çağrışımı olan “Albi” ye gelmiştik. Yüzümüzü Anadolu’ya çevirdiğimizde Işık yani Güneş Tanrısı; “Arrinnitti” adıyla çıktı karşımıza. Arinna da onun yaşadığı yer yani ülkesi. Başa mı döndük yoksa?. Hitit dilinin “-na” eki, Türk/Türkiye, alban/Albanya sözlerindeki –ye, -ya (-ia) ekine benziyor sanki. Öyleyse eğer Arinna “Arin”in ülkesi demek. “Arinnitti” ise Arinna’lı anlamına geliyor gibi. Hititlerin yabancıların tanrılarına da saygı gösterdiği; bu nedenle Hitit Panteonunda sayılamayacak kadar çok tanrı bulunduğu bilinir. Güneş tanrısının adını doğrudan ifade etmek yerine; dolaylı yoldan “Arinnalı” biçiminde söz etmeleri, ona karşı duydukları saygıyla alakalı olmalı. Halk ağzında; “yukarıda Allah var” düşüncesinden hareketle; “Allah’ın adını doğrudan anmaksızın, “Yukarıdaki” ifadesiyle yetinilmesi gibi…

Hititler Anadolu’ya dışarıdan gelme topluluklardı. Tabletlerdeki anlatım biçimleri, en önemli tanrılarından “Arinna’lı” biçiminde söz etmeleri, Güneş tanrısının kendilerine yabancı bir toplumun tanrısı olabileceğini düşündürüyor. Yabancı bir tanrının; yönetme yetkisinin meşruiyet kaynağını oluşturacak kadar önemsenmesi dikkat çekicidir. Kanımca bu Arinna’lı Güneş Tanrısı; yerli Anadolu halkının en önemli tanrısıydı. Dışarıdan gelen Hititler tarafından bunca kutsanması buna işaret ediyor.



Bu yaklaşımla “Arinna” ; Alban’ya ya da Aren’ya der gibi “Arin” adı verilen bir topluluğun şehri (ülkesi) anlamına geliyor olmalıdır. Ayni zamanda Güneş tanrısı da Arinnalı olduğuna göre; “Arin”ler de Güneş Tanrısının İnsanları ya da “Güneşin Çocukları” olacaklardır. Bir başka söyleyişle “Işığın Çocukları”….

Özetlersek; Hititlerden önce Anadolu’da yaşayan “Arin” halkı vardı ve bu halk Hititler gibi büyük uygarlık kurabilmiş bir toplumun en önemli inançlarını belirleyecek kadar köklü bir kültüre sahipti. Buradan “Arin”lerin Hitit öncesi Anadolu’sunda önemli bir topluluk olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Bunların "Luwiler" olarak bilinen halk olması güçlü bir olasılıktır. Çünkü Luwi; Hitit dilinde "ışık insanı" demektir. Işık anlamında kullanılan "Lu" kökü günümüz dillerinde yaşıyor hala ( İngilizce de ‘light’ Almanca’da ‘licht’, Latince de ‘lux’ gibi”.) ... Bu yaklaşımla; Hititlerin "Luwi" dediği halk, kendisini "Arin" olarak adlandırıyor ve bu söz kendi dillerinde "Işık İnsanları" anlamına geliyordu.

Şimdi biraz da “Güneş Kültü” üzerinde durmak istiyorum. İnsan toplulukları günümüzdeki uygarlık düzeyine gelinceye kadar farklı aşamalardan geçmişti. Avcı/Toplayıcı toplumlar döneminde çocuk ile baba arasında bir bağlantı olduğu bilinmiyordu. Bugünkü anlamda ne aile vardı ortalıkta, ne devlet ne de din. “Totem” denen bir doğa varlığı kabilenin yaratıcısı sayılıyordu. Doğumla bir biçimde ilişkilendirilmiş bir vahşi hayvandı bu çoğu kez. Aslan, Kaplan gibi bir hayvanın ani kükremesinin yarattığı heyecanla doğum sancısının tetiklenmesi gibi olgulardı muhtemelen bağlantıyı sağlayan (Günümüze kadar taşınan efsanelerde, toplumların değişik hayvanlardan türediğine dair anlatımların kaynağı bu olsa gerek.). İnanç kültlerinin başlangıç noktası bu Totemlerdir. Bütün kabilenin tek bir aile (klan) olarak birlikte avlanıp, birlikte tükettiği bir dönemdi bu. Akrabalık bağı Totem’le ifade edilir ve anne üzerinden izlenirdi. Anaerkil toplumlardı bunlar.

Sonra hayvanları evcilleştirme dönemi geldi. İnsanlar belirli bir bilgi birikimine ulaşmış ve yavaş yavaş doğumda erkeğin rolünü kavramaya başlamıştı. Artık ele geçirilebilen hayvanların insanları yaratma becerisine sahip olmadığı görülüyordu çünkü. Dağ, Güneş, Ay gibi anlaşılması o gün için mümkün olmayan varlıklara tapınmaya yöneldiler. Erkeğin rolünün henüz baskın hale gelmediği; gerek avcı/toplayıcı, gerekse sürü yetiştiriciliğinin temel geçim aracı olduğu toplumlar anaerkil ve göçebe toplumlardı. Değişik doğa varlıkları yanında en önemli tapım “Güneş” etrafında yoğunlaşmıştı. Yerleşik düzene geçiş aşamasında en üst seviyesine ulaşan bu güneş tapımının izlerine modern toplumlarda hala rastlanmaktadır. Anaerkil döneme denk gelen bu külte alakalı tanrıların “kadın” formunda betimlendiği arkeolojik ve antropolojik araştırmalarda gösterilmiştir. Bu nedenle bütün toplumların Güneş Tanrısı daima dişidir.

Günümüze taşınmış “Güneş Kültü” ile alakalı tapımların en önemlilerinden biri “Noel”dir. Sonraki çağlarda Kilise tarafından “İsa”nın doğum günü ilan edilen 25 aralık aslında çok eski çağlardan beri “güneş bayramı” olarak kutlanıyordu. 21 aralığa denk gelen kış ekinoksu nedeniyle güneşin yükselmeye başladığının gözlenebildiği gündür 25 aralık. Yazın, yani sıcak ve bol yiyecek sağlayan bereket mevsiminin gelişine işaret eden bu olay; Güneş tanrısının (Güneş’in) doğum günü sayılıyordu. (Balkanlarda Bogomilizmden Alevi İslama geçiş sürecinin efsane kahramanı Sarı Saltık izleyicisi olan bazı alevi topluluklarında bu dönemin "Saltık Baba Bayramı" olarak olarak kutlandığını ve yine Sarı Saltığın Hıristiyan kesimlerce "Aya Nikola (Noel Baba)" olarak kutsandığını biliyor muydunuz?. Babaeskiye adını veren Sarı Saltık yatırından İstanbullu hıristiyan vatandaşların yılbaşı öncesinde toprak alıp yılbaşı geçtikten sonra yerine koymak biçiminde ilginç bir ritüel izlemelerinin anlamı ne olabilir?.)

Yerleşik düzende çocukla baba arasında kurulan bağ; ve babanın üretim süreçlerindeki etkinliği toplumda erkeğin rolünü öne çıkarmış ve kadın giderek ikinci plana atılmıştı. Bu dönemde Erkek tanrıların önem kazandığı ve baş köşeye kurulduğunu gözlüyoruz. Tarımla alakalı tanrılardır bunlar daha çok. Anaerkil külte saygı da hala devam etmektedir. Ancak gök tanrısı “erkek” formuna bürünüp; yeryüzündeki oğluna iktidar bahşetmeye başlamıştır. Ana tanrıça ise yeraltına gönderilir. Sümer’in tarım bayramı ritüelleri; yazın başlangıcı sayılan 21 martta; gök tanrının, yeraltına giren bereket tanrısını döllediği (Güneşin Toprağı ısıtmaya başladığı gün -nevruz-) motiflerle süslüdür.

Anaerkillikten ataerkil topluma geçiş aşaması Sümer’de görece kesintisiz bir gelişim sürecinde oldu. Anadolu’da ise bu süreç çok sancılı yaşanmıştı. Uygarlık Hititlerle taşınırken Anadolu’da “anaerkil” kültür çok güçlü konumda bulunuyordu. Bu nedenle yerli toplumların “ataerkil kültüre tabi kılınması zorlu bir süreç olarak yaşandı. Anaerkil inanç ve gelenekler yasaklandı. Direnişler kanla bastırıldı. Hititlerin bölgeye tamamen hakim olmasından sonra hiç kimse açıktan açığa eski inanç ve geleneklerini yaşayamaz hale gelmişti. Anadolu halkı çareyi görünürde Hititlerin ataerkil inanç ve gelenek dayatmasını kabul ederek kendi inançlarını “gizli din” formatında yaşamakta buldular. Göçebe topluluklara özgü eşitlikçi öğelerin belirgin olarak vurgulandığı “Güneş Kültü”ne dayalı bu gizli din geleneği bir biçimde günümüze kadar taşınmıştır. Hıristiyanlık öncesinde gnostik (gizemci) akımlar biçiminde gözlenen bu yapı; Bizansın Paulikanları, Balkanların Bogomilleri ve Anadolu Alevilerinin geliştirdiği değişik biçimler altında varlığını sürdürebilmiştir.

Tarih boyunca; hakim inanç yapıları tarafından Heterdoksi (sapkınlık) ile suçlanan bu yapılara atfedilen “orgia” (mum söndü) iftirası inançlarının “anaerkil” karakterine işaret ediyor kanımca.

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 44
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: "Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Ptsi Ağus. 06, 2007 3:21 pm

Konumuzu ilgilendiren Paulikanizm, Bogomilizm ve Alevi inançlarında “gizli din” karakterini ortaya çıkaran en önemli unsur; sınanmalara dayalı aşamalı bir yükselmeyi gerektiren hıyerarşik yapılarıdır. Her üç tarikatta ortak olan bu özellik alevi anlayışın “dört kapı kırk makam” anlayışında izlenmektedir. Uzun sınanma aşamalarından geçemeyenler asla “kemale eremez”. Ezotorik (İçrek-Batıni- Sapkın) doktrinlerin temel karakterlerinden biridir bu. Egemen kültür içinde ve aykırı olarak varolabilmenin temel koşulu; onu benimser gibi görünüp asıl inancın gizlice yaşatılmasıdır. Bunun için “saklı bilgi”nin “inisiye” ritüellerinde sınanmış müritlere aşamalı olarak aktarılmasını esas alan bir sistem geliştirilmiştir. Bütün sınamalardan geçip son aşamaya ulaşan artık “ermiş”; yani (saklı dine ait) bütün bilgiye ulaşmış sayılacaktır. Tanrının insanda temsil edildiğine dayalı tarım toplumu öncesi inançlarıyla uyumlu olarak, bir tür yarı tanrısallık olarak algılanır bu aşama… (“Benim Kabe’m insandır.” diyen “Alevi” inancında da “ermiş” olan maddi varlığın sınırlayıcı ilkelerinden bağımsız olarak mesafe tanımaksızın ayni anda birden fazla yerde varolabilir ve çok uzaklarda yaşananları algılayabilir. Kırşehirde Hızır ile sohbette olan Hacıbektaş Veli; Kaligra (Dobruca) da ejderha ile boğuşurken sıkışan Sarı Saltık’ın halini görüp Hızır’ı yardıma göndermesine dair anlatımlarda olduğu gibi;.. Hızır, Sarı Saltık ve Hacı Bektaş; hepsi bütün inisiye aşamalarından geçerek “Kamil İnsan” yada “Eren (evliya)” aşamasında yarı tanrısallığı yakalamış figürler olarak görünür.) Paulikan ve Bogomiller’de de çeşitli inisiye etkinliklerinden geçerek en üst aşamaya ulaşanlar ortalama inananlardan farklı bir statüye kavuşuyorrdu. Evlenme gibi “dünyevi” görülen birçok davranışın yasak olduğu bu aşamada adeta “melek”lere özgü bir yaşama formatı öngörülmekteydi.

Kuşkusuz Paulikan, Bogomil ya da Alevi İnançlarının tamamen ilkel Anadolu inançları olduğunu iddia edecek değilim. Hıdrellez benzeri eski geleneklerde gözlenen pagan (ilkel) inanç formlarının, İslamiyet’e geçişten sonra biçim değiştirerek korunması gibi; bu inanç sistemlerinde de eski Anadolu inançlarının izleri bulunduğuna işaret etmek istiyorum sadece. Hitit öncesi varolduğunu savladığım yerli Anadolu halkı “Arin”ler ile Paulikan/Bogomil/Alevi kültürü arasında bağlantı olabileceğini göstermeye çalışıyorum. Güneş tanrısının (ışığın çocukları) halkı olan “Arinler” gibi; Bogomil kültüründen miras Alban (Arnavut-Aren) topluluklarının da ışıldayan beyaz (güneş ışığı) ile alakalı bir ada sahip olmalarının nedenlerini anlayabilmek için…

Ataerkil toplumların egemen inançlarını kabule zorlandıkları için “gizli din” formunda inanç ve geleneklerini yaşatmaya yönelen topluluklar; tarım toplumlarının “yerleşik düzen”ine direnen “göçebe” topluluklardı aynı zamanda. Göçebe kültürü; “kan bağına dayalı kabile demokrasisi” biçiminde tanımlanan sosyal yapısıyla, gerek cinsler (Kadın/Erkek) ve gerekse bireyler arasında hıyerarşiye işaret eden altlık üstlük olgusunu kabul etmeyen “eşitlikçi” karaktere sahiptir. Anaerkil toplumdan taşınan bu eşitlikçi eğilim nedeniyle gelişkin tarım kültürü tarafından “ilkel” ya da “barbar” gibi aşağılamalara maruz kalıyordu. Kadın ve erkeğin üretim ve ibadet gibi toplumsal aktivitelerde bir arada bulunması “orgia” suçlamasını gündeme getirmişti.

Binlerce yıl önceye dayalı “yerleşik/göçebe” çatışmasının izleri, değişik inanç ve davranış formlarında günümüze kadar taşınmıştır. Alevi/Bogomil karakterli Şeyh Bedrettin isyanlarının; “yarin yanağından gayrı; her şeyde hep beraber” biçiminde eşitlikçi bir temel mesaja dayandığını biliyoruz. 20. yüzyılda işçi sınıfı ideolojisi olarak ortaya çıkan “sosyalizm” teorisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu “eşitlik” olgusu, onların göçebe karakterine işaret etmektedir. Alevilerde cem ayinlerine kadın ve erkeklerin birlikte katılıyor olması da… Anadolu’daki sayısız Paulikan isyanı gibi; Balkanlardaki Bogomil isyanları da; şeytanın yeryüzündeki temsilcileri olarak algılanan; kral, devlet kademelerinde görevli yüksek bürokratlar, devletle bütünleşmiş din adamları sınıfı ve soylular gibi kendini halkın üzerinde konumlandırmış kesime yönelikti. Özellikle karışık iskana tabi Pomak göçmenler; aynı göçebe kültürle bağları nedeniyle; kendilerini yerleşik düzen insanı sayan kesimler tarafından “budala Pomak” biçimindeki aşağılayıcı yaklaşımlara maruz kalmaktaydılar. Yerleşik göçebe çatışmasının ürettiği “orgia” iftirasının; düşük düzeyli bir başka versiyonudur bu “ilkellik” yakıştırması da…

Tarih boyunca göçebe topluluklar “barbar” olarak nitelenmiştir. “Barbar” sözü ile Sümerlerin Güneş Tanrısı arasında ilginç bir bağa işaret etmek istiyorum. Sümer kaynaklarında güneş tanrısının adı “Utu”dur. Ancak nadiren de olsa ondan; “Babbar” olarak söz edildiğine rastlanmıştır. Ben Güneş Tanrıçasının geçmişteki anaerkil (göçebe) dönemlerde “Babbar” olarak adlandırıldığını çıkarıyorum buradan. Ataerkil tarım düzeniyle uyumlulaşırken adı “Utu” ya dönüşmüş olmalı. Burada da, yerleşik düzene direnen göçebe karakterli toplulukların “Babbar”ın çocukları olarak adlandırılması söz konusu. Göçebeler için kullanılan “Barbar” sıfatının aynı kökten geldiğini sanıyorum. Bir kez daha göçebeler “güneş tanrısı” yani “ışığın çocukları” olarak çıkıyor karşımıza.

Arinnitti’nin (Anadolu Güneş Tanrısının) çocukları olarak “Arenler”, Işığın (Alba) çocukları olarak “Albanlar”, Babbar’ın (Sümer Güneş Tanrısının) çocukları olarak “Barbarlar”,.. Bütün bunlar Rodoplar’ın dağlık (Alpin) kesimlerinde yerleşmeye direnen “göçebe” topluluklar için kullanılan sıfatlar olarak çıkıyor karşımıza. Üstelik aynı karakterli toplumlarla alakalı “Güneş Kültü”nün temel motiflerini oluşturduğu ve yerleşikler tarafından Heteredoks (sapkın) olarak nitelenmiş “Bogomiller”in torunları olduğu düşünülen topluluklardır bunlar. Böyle bir altyapı üzerinde karşılaştığımız “Aren “ adlandırması hayli ilginç görünmüyor mu?...

Bitmedi; Rodopların Pomakları (Arenleri) ile “Keltler (Galyalılıar)”in kültürü arasında da ciddi çakışma noktaları var. Rodopların Tulum(gayda)’u Keltlerin torunları olan İrlandalılarda da var mesela,.. Kafkas kültüründe de rastlanıyor bu saza…

Roma hakimiyeti öncesinin Ankara çevresinde; “Galatya” adlı bir devlet kurduğunu biliyoruz Keltler’in. Ankara adı da onlardan miras. İskenderun civarına çıkartma yapan Mısır güçlerini yenip, gemilerini batırdıkları bir savaş sonrasında; başkentlerine kadar taşıdıkları bir gemi çapasından geliyor Ankara’nın adı. Bu savaş için sergilenen bir anıt olarak kullanmışlar onu. “Ankyra”, Kelt dilinde gemi çapası demek. Gelibolu (Gallipoli) adı da “Galyalı (Kelt) Şehri” anlamına geliyor…

Keltlerin (Galyalılar) göçebe bir topluluk olduğunu, meşhur “Asteriks” adlı çizgi romandan hatırlayacaktır herkes. Fransa civarında yaşayan “Barbar” topluluklar olarak, yerleşik Roma düzeniyle çatışmaları anlatılır orda. Roma döneminde bir ara Fransa’ya da “Galya” dendiğini öğreniyoruz bu romandan. Kırım civarından Avrupa içlerine ve Balkanlara yayıldıklarını düşünüyor tarihçiler. Galatya’yı kuranlar; Romalıların Fransa’dan kovduğu topluluklar. İlk yayılış ve daha sonra Galya(Fransa) topraklarından kovulanların geçişi ile; Balkanlara katmerli Kelt akını olmuş yani,.. Galatya Devleti de Roma hakimiyetine girince; göçebe Keltlere haram oluyor Anadolu. Romalı efendilere toprak rantı üreten tarımcı köylüler olmayı reddettikleri için göç yollarına koyulurlar yeniden. İstikamet, merkezi devlet egemenliğinden korunma olanağı sağlayan dağlık arazilere çevrilir gene. Bir kısmı kuzey doğudaki Kafkasya’ya göç eder. Ana kütle ise Balkanlar (Rodoplar) üzerinden Avrupa yolunu tutar. Rodoplar’dan geçen üçüncü dalgadır bu… Göç yollarında ekile döküle Fransa, İrlanda, Galler, İngiltere gibi yörelere dağılırlar.

Tulum öncelere ait bir Anadolu/Rodop sazı mıydı? Yoksa Keltler mi taşımıştı onu buralara? bilemiyorum. Çok eski çağlarda Anadolu’da; benzer bir sazın varlığına dair bulgular mevcut gerçi. Keltler’in göç ettiği ülkelerde hala yaşıyor olması bir biçimde onu benimsediklerinin göstergesi. Konumuz açısından; göç trafiğini izleme olanağı sunduğu için önem taşıyor. Bu trafikte Rodop İstasyonunun; öyle ayaküstü uğranıp geçilen bir durak olmadığına da işaret ediyor bence. Tulum üzerindeki ortaklaşma uzun süre birlikte yaşandığı anlamına geliyor çünkü. Uzun süreli kalış; belirli bir kaynaşma demektir aynı zamanda. Yoğun bir kültür alışverişi de olacaktır kaçınılmaz olarak. Bu nedenle “”Kelt” inançlarına da göz atmak gerekecektir.

“Druid” adı verilen ve “inisiye edilmiş Rahipler” kontrolünde yaşatılan “Kelt” inançları da Paulikan, Bogomil ve Alevi inançları gibi ezetorik (İçrek, Batıni) karakterliydi. Bogomil ve Alevi inançlarında Aziz (Hagia) ve Eren (Evliya, Kamil İnsan) lere denk gelen “Druid”lik dışında halk arasında inançları yayan Derviş, Ozan gibi unsurları (Bard’lar) vardı. İnanç yapısında ağaç kültü (“meşe” özellikle de üzerinde “ökseotu” yaşayan meşe kutsaldı.) öne çıkıyordu. (Bir Pomak pesnasında; Tatarlarla savaşırken yaralanan genci iyileştiren ağaç (orman) perisinden söz edildiğini anımsıyorum!?...) Mağara ve ve Kuyular da önemli bir kutsallığa sahipti. Yaşanan ve öteki dünya arasında geçiş alanı olarak algılanıyordu bu yerler,.. Trakya kökenli ezetorik Orfizm (Orfeusçuluk) mitlerinde de, ağaç ve yer altı kültleri dikkat çeker. Orfeus efsanesinde Ağaç Peri’si önemli bir motiftir. Yeraltı tanrısı “Dis”; Orfizm ve Kelt inançlarında ortaktır.

Rodoplar’a yönelik Kelt göçleri üç dalga olarak gözlenmektedir. Kırım civarından yayılan ilk dalgada bir kısmı buraya gelirken; Avrupa içlerine yönelenler de daha sonra Roma baskısıyla ikinci dalga olarak gelmiş ve Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu’da kurdukları Galatya Devleti Roma hakimiyetine geçince de bir kısmı Kafkaslar’a yönelirken ağırlıklı kısmı ise Rodoplar üzerinden Avrupa’a geçmiştir. Bundan başka Anadolu’da Türk hakimiyeti yerleşirken yerli nüfusun İstanbul üzerinden Batıya yönelik sınırlı bir göç yaşadığına işaret eden kaynaklarda vardır. Anadolu yerli nüfusunda önemli izler bırakan “Kelt” kültürü nedeniyle bu son göçü; “Bogomiller’in batıya göçünü destekleyen ardçı “Kelt akımı” olarak yorumlayanlara da rastlanmaktadır. Ezetorik (Batıni,İçrek) inanç formları, ortak kültler ve “gayda” gibi kültürel ürünler; ardışık göçler sonucunda Kelt kitlelerin Anadolu ve Rodoplar arasındaki kültür etkileşiminde önemli taşıyıcı unsurlardan birini oluşturduğuna işaret etmektedir.



Keltler’in yerleşik tarım düzenini temsil eden Roma hakimiyeti sonrasında Galatya’yı terk etmesi; tarımcı Hitit Hakimiyeti sonrasında göçebe karakterli Anadolu yerlilerinde de benzer göçlerin yaşandığını düşünmeyi gerektirmektedir. Böyle bir göçün de; tıpkı Keltler’de olduğu gibi doğu ve batıdaki dağlık ülkelere (Kafkasya ve Rodop) yönelmesi beklenmelidir. Günümüzde Kafkas Kültürü ile Anadolu’nun bilinen en eski halklarından Luwi’lerin kültürü arsında bağlar bulunduğuna dair araştırmalar mevcuttur. Batı Anadolu ve Kafkasya’daki ortak yer adları üzerinden bu bağlantıya dair izler gösterilmiştir. Aren-Arin benzeşmesi de; Arenler’in Hitit hakimiyeti sonrasında yaşanmış bir göç sonucu Rodoplar’a gelmiş Anadolu yerli halkına işaret eden bir olgu olarak değerlendirilebilir.

Balkanlarda Aren-Aren-a-vut (Arnavut)-Alban adlandırmalarının özdeşliği üzerinde durmuştuk. İlginç bir şekilde Arran-Alban eşleşmesi Kafkasya üzerinde de karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde Kuzey Azerbaycan’ı oluşturan bölgeden tarihler; Arrania-Albania olarak söz etmektedir. M.Ö.3. ve M.S. 4. asırlar arasında bölgede “Arrania-Albania” adında bir devletin yaşadığı bilinmektedir. Zaman zaman Pers Hakimiyetinde bir Satraplık olarak adı geçen bu devlette; çok çeşitli etnik unsurların bir arada yaşadığı, topraklarında 25’ e yakın farklı dil konuşulduğuna işaret edilmesinden anlaşılmaktadır. Bu etnik unsurlar arasında sonradan “Pomak” oluşumuna katıldıkları da tartışılan Peçenek ve Kuman’ların da bulunuyor olması hayli ilginçtir. Adlandırma ortaklığı yanında, Tulum (Gayda) sazının kullanımı ve Kaşa,Kaçamak gibi mısır ununa dayalı yemek kültüründeki benzeşmeler; Rodop-Kafkas bağlantısı üzerinde ısrarlı araştırmaları gerekli kılmaktadır. Şimdilik Kafkasya’daki Alban(Arran) toplumu hakkında fikir edinilmesi için bir alıntıyla yetiniyorum.

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 44
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: "Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Ptsi Ağus. 06, 2007 3:21 pm

Quote:


A l b a n l a r

Albanya Devleti’nin kurucu toplumu olarak bilinen Albanlar’ın tarih kayıtlarında adlarına m. ö. I. Yüzyıldan itibaren rastlanılmaktadır[34]. Tarihçiler bu boyun etnik terkibi hakkında çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Kimine göre, Albanlar İndo-Kafkas kökenli bir boy iken kimine göre, Çeçen-İnguş menşeli, kimine göre de, Sak boylarından birdir. Yapılan son araştırmalar ilk iki görüşü geçersizliğini kanıtlarken, sonuncusu daha geçerli kabul edilmiştir. Bazıları da bunları Türk kökenli kabul eder ki bu konuda kesin bir şey söylemek henüz mümkün değildir. Ermeni, Gürcü, Alban ve Antik Çağ kaynakları Albanlar’dan hem etnik bir topluluk, hem de siyasal bir oluşum olarak söz etmekteler. İsimlerinin daha geç dönemlerde tarihe geçmesine karşılık, bütün kaynaklar m. ö. IV. Yüzyılda şimdiki Azerbaycan topraklarında Albanya isimli bir devletin varlığından söz etmekteler. Grek müelliflere göre, Albanya denilen arazi veya ülke, Büyük Kafkasya, Samur Dağlarının kuzey eteklerinden kuzey-doğuda İori ve Alazan nehirlerinin yukarı akarlarına kadar, Hazar Denizi kıyısında ise Derbent’e kadar uzanıyordu [35]. Arazi bakımından m.ö. IV Yüzyıldan miladi VIII Yüzyıla kadar geniş bir sahayı içine alan Albanya'nın tam olarak konumlandığı coğrafya şimdiki Azerbaycan sahasına rastlamaktadır. Etnik bakımdan ise Albanlar’ın ülke genelinde dağınık yaşadıkları ve çeşitli boylarla aynı konumda oldukları biliniyor. Albanlar’ın Saka kavimlerinin türemeleri olduğu büyük bir ihtimalle kabul edilmektedir. Nitekim, bunu bulundukları coğrafya genelinde komşularına göre farklı olmaları da kanıtlıyor. Maalesef, Albanya tarihinin yegane kaynağı ‘Albanya Tarihi’ eserinin müellifi M. Kalankaytuklu, Albanlar’ın ilk tarihi dönemleri hakkında efsanevi bilgiler vererek geçiştirdiğinden onların kimliğini tam olarak tespit etmemiz güçleşmiştir. Müellif, kitabının bir yerinde Albanya hanedan soyunun Yafes neslinden ve Sisakan (bunların Si/saklar yani Sakalar’dan bir boy oldukları biliniyor) (Sünük) kökenli Aran isimli bir hükümdardan geldiğini belirtmektedir [36]. Bir diğer yerde ise daha açıklayıcı bir bilgiye rastlamaktayız: “Doğu’nun, yani Albanya’nın naharları (eyalet hakimleri) Satinik’in soyundandır. Bu soyun temsilcileri Tiridat’ın babası Hüsrev zamanında Basil ülkesinden gelmiş yiğit adamlarla akraba olmuşlardır”[37]. Basiller, Türkler’den bir boy olarak gösterilmektedir[35]. Ancak M.Kalakyatuklu'nun aktardığı malımat, miladi 215 yılı sonrasına rastlamaktadır. Oysa Antik çağ müelliflerinden Arrian m.ö. IV. Yüzyıldaki bir olayı aktarırken Albanların adını çeker. Ancak , bu bilgi bizleri yanıltmamalıdır, çünkü Albanlar hakkında ilk ciddi bilgiler m. ö. I. Yüzyılda başlar. Yine de Albanların bölgedeki varlığını belirlemek adına Arrian’ın açıklaması dikkate alınmalıdır. Albanlar’ın Türkçe ‘Alp/an’ adını taşıdığından yola çıkan bazı araştırmacılar, bunların Türkler’den bir boy olabileceği üzerinde karar kılmışlardır. Albanya, 26 dilde konuşan farklı etnik toplulukların bir araya gelerek veya Alban kavimlerinin siyasi baskısı sonucunda bir çatı altında toplanarak kurulmuş bir devletti. Bu durumu göz önüne alırsak, Albanya boyları arasında çeşitli etnik guruplara mensup çok sayıda topluluk bulunuyordu. Köken, olarak Albanya Devleti tahtına üç farklı hanedanlık geçmiştir. I. Yüzyılda Albanya'da hakimiyete gelen Arşaki veya Arranşahlar hanedanlığından önceki hükümdarların kimliği bilinmemektedir. Arşaki hanedanlığının tahtını ise Sâsânî asıllı Mehranîler işgal etmiştir. Albanlar’ın diğer kavimleri kendi siyasi idareleri altında derleyip toprakladıklarına bakılırsa oldukça güçlü bir boy olmaları icap etmektedir. Eğer, Barsillerle akrabalıkları göz önüne alınırsa bunların sürekli olarak kuzeyden gelen göçebelerden destek aldıkları bilinmektedir. Bu durum karşısında Albanlar’ın Saka boylarından biri olduğunu ve bu kimliklerinden dolayı Türkler’le yakın ilişkilerde bulunduklarını ortaya koymaktadır. Nitekim, sonraki dönemlerde kuzeyden gelen Hun, Ogur, Sabir, Hazar göçleri karşısında Albanlar çok tepkisiz kalmışlardır ve gelenler rahatlıkla Alban toplulukları arasına karışarak bölgede kendilerine yerleşim alanları oluşturmuşlardır.[38].
……..
[34] Azerbaycan Tarixi, Bakı 1994, s. 146;
[35] Strabon, Geografya, XI/4, 1; Ptolemey, Geografya, V/8, 7; V/11, 1;
[36] M. Kalankaytuklu, I/5, 17;
[37] M. Kalankaytuklu, I/9, 20;
[38] Y. Djafarov, Gunnı i Azerbaydjana, Baku 1985;


http://209.85.129.104/search?q=cache:kuRd0RvupL0J:n-marmara.blogspot.com/2006/04/iskitya-veya-sak-devletinin etnik.html+arran&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=165&lr=lang_tr




“‘Albanya Tarihi’ eserinin müellifi M. Kalankaytuklu;,,,, kitabının bir yerinde Albanya hanedan soyunun Yafes neslinden ve Sisakan (bunların Si/saklar yani Sakalar’dan bir boy oldukları biliniyor) (Sünük) kökenli Aran isimli bir hükümdardan geldiğini belirtmektedir.” Bir Hazar Yahudisi olan Kankatuklu Musa’nın aktardığı efsanelerin; Albanlar’ın geçmişini “Aran” adlı bir hükümdar soyuna bağlaması ilginçtir. Kanımca; Güneş Tanrıçası “Arinnitti” ile bağlantısı nedeniyle anaerkil kültüre belirgin vurgu içeren bu adlandırma; ataerkil kültürde yasaklanan eski inanç izlerinin silinmesine yönelik bir çabayla, yeni anlayışta tanrıya vekaleten hüküm süren (Tanrının yeryüzündeki temsilcisi sayılan) “erkek” hükümdarlar soyuna yöneltilmiş olmalıdır. Tıpkı Tanrıçaların zaman içinde aynı nedenlerle (erkek) Tanrılara dönüştürülmesi gibi…

Arrania-Albania İskit (Saka) ların uzun süre yaşadığı coğrafyadır aynı zamanda. Aktardığım yazı da “Albanlar”ı bir İskit grubu olarak ele almaktadır. Yazının diğer bölümlerinde sonradan Peçenek’lere kaynaklık etmiş olabilecekleri tartışılan “Pasianlar”dan söz edilmektedir. Aynı şekilde Sümer Güneş tanrısı “Utu” yu çağrıştıran adlarıyla “Uti” lerden…(Merak edenler verdiğim link üzerinden yazının tamamını okuyabilir.). İskitlerin ve sonraki dönemlerde Peçenekler’in, Balkanlar’a, dolayısıyla da Rodoplar’a yoğun göçlerle aktıkları bilinmektedir.

Hitit öncesi Anadolu’sunun “anaerkil” inanç kültleriyle bağlantılı olduğunu sandığım “Arinnitti-Arin-Aren” adlandırmasının Karadeniz’in kuzey ve güneyinden sayısız göçlerle Rodoplar’a taşınmış olabileceğini gösteriyor bütün bunlar. Yalnızca dağlık arazide yaşayan göçebe karakterli topluluklarda korunması nedeniyle giderek yalnızca “dağlı” anlamına indirgenebilmesinin; göçlerle gelip yerleşik düzenle uyumlulaşan kesimlerde, “ataerkil” kültür içinde yasaklanan eski inanç izlerinin silinmesiyle alakalı olduğunu sanıyorum.

“Aren” adlandırmasının; Rodop-Anadolu kültür etkileşimleri ile alakalı olabileceğine dikkat çekmeyi amaçlayan bu yazımı; “Drama”, “Rodop”, “Arda” gibi bölgeye özgü adların Anadolu kültürüyle bağlarına işaret ederek bitirmek istiyorum.

Eski Anadolu Kavmi olan Luwiler’de; “odra/adra” sözü; erkek, koca, eş, özellikle de “ana tanrıçanın kocası; yani (Erkek) Tanrı” anlamına geliyordu. “-u–ma” ekleri ise; … halkı ya da …–lılar, (Truva halkı ya da Truvalılar gibi) anlamı katıyordu söze.. (O)dra(u)ma (Drama) sözü “Tanrının Halkı” yani “Tanrının İnsanları” anlamına geliyordu. (Bkz.: DRAMA SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE ETİMOLOJİK BİR İNCELEME/ Naci ASLAN - http://www.yazimhane.com/modules.php?name=News&file=article&sid=416 )

Dağlarda yaşayan “Ana Tanrıçanın (göçebe) Halkı- insanları” (Arin-Aren) karşısında; kentli (yerleşik) tarımcılar, “(erkek) Tanrının Çocukları” (Drama) olarak görülüyordu. Rodoplar’ın eteğindeki bölgenin en eski kentine; Luwi dilinden gelen “Drama” adının verilmesi; Anadolu kültüründe derin izler bırakan yerleşik-göçebe çatışması ile alakalı görünüyor. “Drama” sözü “Aren” sözünün karşıtı gibi,.. Sosyal çatışmanın iki tarafında bulunan insanları ifade etmede kullanılıyor.

Trak dilinde “dağ” anlamına gelen “Rodop” sözünün de “Arin- Aren” sözü ile bağlantılı olduğunu sanıyorum. “Arin” sözcüğündeki “ar” kökü; ışık, beyaz ışık, beyaz anlamına geliyor. Dilimizde temiz, pak (beyaz) anlamına gelen “arı” sözü bu kökle alakalı sanırım. Anadolu Rumcası’nda dağ anlamına gelen “or-o” sözü de öyle… (Trabzon/Maçka’daki Sumela manastırının bulunduğu dağın adı: “Karadağ”dır. Bu ad Rumca’dan aynen çevrilerek Türkçe’leştirilmiştir. Rumca’da “oro” dağ ve “Melas” ise kara anlamına gelir. “Oro(s)melas” Karadağ demektir. Adını bu dağdan alan “Orosmelas Manastırı”, Giderek “Sumela” biçiminde söylenir olmuştur. Benzer şekilde “Toros” adı da dağ anlamı veren aynı “oro’s” kökünden türemedir.) Dağlar güneşin doğup battığı yerlerdir. Yani Güneş Tanrıçasının (ışığın) evi. Bu nedenle adlarının Güneş Tanrıçası (Ar-innitti) ile bağlantılı olması doğal. “Ar” kökünden türeyen “Rodop” sözünün başındaki a/o sesinin düşmesiyle (a-rodop, o-rodop) bugünkü formuna geldiği anlaşılıyor.

Ar-da sözcüğündeki “ar” kökü olduğu gibi korunmuş. Nehir adı olduğuna göre Arinnitti’nın suyu-sütü gibi bir anlama geldiği düşünülmelidir.

Aren (Arran) sözü; Alban sözüyle yanayana kullanılıyor hep. Hitit ve Luwi dillerinde "Işığın İnsanları" (Güneş Tanrıçası'nın- Ana Tanrıça'nın Çocukları) anlamına geliyor bunlar. Ataerkil toplumun sınıflı düzenine direnen ilkel toplumları ifade etmede kullanılıyorlar. Ortaçağın aristokratik tarım toplumlarına diklenen göçebelerini adlandırmada kulanılan "Barbar" sözü; kökünü dayadığı Sümer Güneş Tanrıçası "Babbar"ın adından bağımsızlaşmış görünüyor. Buna bakarak köken tartışmalarında değer ifade etmediğini düşünebilirdik. Ama Rodopların kökleri çok eskilere uzanan şimdinin Müslüman çobanları olan "Arenler"; yakın denecek bir geçmişe kadar Bogomildi, Alevi'ydi. Anadolu'nun yerlisi Luwiler'in, Ana Tanrıça kültüne dayalı inanç sistemi; daha Hitit döneminde; kendisine dayatılan inançları görünüşte benimseyerek yaşatılan "gizli din"e dönüşmüştü. Kendi inanç akidelerini; zorla benimsetilen dinin motifleri arasında gizledikleri sembollerde yaşatan bu "gizli din" taraftarları Bizans "Paulikanları", Bulgar "Bogomilleri" ve Türk "Alevileri" haline gelmişti zamanla. Yani Arenler yalnız adlarıyla değil; inançlarıyla da köklerini Anadolu'ya dayamış görünüyor. 5000 yıllık bir ağaç sanki. Biraz Trak olmuşlar, biraz Slav'laşmışlar, biraz Türk, biraz Arap... Her gelen başka bir meyveyi aşılamış dallarına... Ama onlar; ille de Anadolu Zeytini'nin kurşuni yeşilini yaşatmış görünüyorlar. Adlarıyla, inançlarıyla...

Rodoplar’da yaşayan Arenler’ gibi; en eski dağ, ırmak ve yerleşim adlarında Anadolu Güneş tapımı kültürünün damgası çıkıyor karşımıza. En eski adlandırmalardan başlayan bu karşılaşma göçebe kültüründe yerleşik kültüre oranla çok daha yoğun izleri gözlenebilen “anaerkil” kültlere işaret ediyor hep. Göçebe kültür de çok eski çağlardan beri “ataerkil” kültürün parçasıdır. Ancak ataerkil toplumların ürettiği “sınıf” olgusu bu yapılanmalarda henüz belirginleşmediği için çok silik görünümler altındadır. Bu nedenle “anaerkil” kültürdeki “eşitlik” ilkesinin izleri hala gözle görünür denecek kadar belirgindir. Başka ayırt edici kültürel olgularla birlikte önemli geçmiş izleri olarak ele alınmaya müsaittirler. Yazının kullanılmadığı bu toplumların geçmişini; (yazı kullanan yerleşik kültürlerin yanlı verilerini yorumlama dışında ancak) bu izleri takip ederek araştırmak mümkün olabilmektedir. Zaman içinde daralan alanlarda yerleşiklerle iç içe yaşamanın getirdiği kültürel geçişkenlikler izleri iyice karışık hale getirdiği için bu araştırmalardan kesin sonuçlar elde edilmesi beklenmemelidir. Burada bir sürü benzerlikleri diğer tarihsel verilerle birlikte değerlendirildiğinde bir fikir edinilebilmesine katkı sağlayabilmeleri umuduyla sıraladım. Pomakların geçmişine değişik bir açıdan bakabilmeye kapı aralayabildiysem ne mutlu!...


Recep Memiş

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 44
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: "Aren" Adlandırması Üzerine Bir Deneme

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz