GLASUVA NA POMAČİ & ......POMAK HALKININ SESİ
Uye olarak desteklerimizi sunalim.

Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-4-

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Paz Tem. 10, 2011 4:23 pm

Tarihimizi objektif olarak ne kadar biliyoruz?

Bu güne kadar herkez,her ülke kendisine göre,kendi ideoloji ve düşüncesine uygun bir tarih oluşturmakta sakınca görmemiştir.
Ernest Renan “Milet olmanın birinci şartı tarihi çarpıtmaktır” diyor.İlk elden elimizin tersiyle itilecek gibi görünen bu tespit ancak yaşadığımız topluma ve dünyadaki toplumlara biraz baktığımızda Ernest Renan ın tespitinin çokta yanlış olmadığını görebiliyoruz.Doğruluk veya yanlışlık aramaktan ziyade ,milletler tarafından uygulanan şeyin aslında tamda Ernest Renan’ın tespiti doğrultusunda yaşandığını görmekteyiz.

Buna en çarpıcı örneği şöyle vermek gerekecektir.Piyasada ( sizlerde belki görmüşsünüzdür ) Pakistanın 5000 Yıllık Tarihi diye bir kitap var.Oysa hepimiz biliyoruz ki 1947′yekadar değil Pakistan diye bir ülke/devlet,Pakistan kelimesi bile yoktu.(1)

Malesef tarih boyunca,olusa gelmiş yanlış bir gelenekten ötürü” tarih icat edilebilen” bir olgu haline dönüştürülmüş.İktidar erkini eline geçirenler buna uygun tarihsel olguları değiştirmeye herzaman çaba göstermişler ve üzülerek söylemek gerekirse bunu büyük oranda da başarmışlardır.Hatta pek çok yerlerde devletleri bir kenara bıkalım, devlet kurumları bile kendi tarihlerini ,çarpıtarak oluşturma yolunu herzaman kullanmaktadırlar.(2)

Aslında diğer bir deyişle “Resmi Tarih” gerçeğin amaca uygun yorumlanışı olarakda görülebilir.Örneğin,sıvı haldeki bir şeyi hangi kaba dökerseniz ,sıvının o kabın görüntüsünü yansıtmaya başlayacağını görebilirsiniz.Bundan kaynaklı ,burda kimseyi suçlama ,yada bağcıyı dövme niyetinde değilim.Burda kendimize iğneyi batırmak derdindeyim.Biz Pomaklar ,kendi tarihimizi ne kadar araştırdık,ne kadar yazdık ve ne kadar bilinmesini sağladık.Asıl mesele burda.Kendi resmi tarihimizi oluşturamadığımız ölçüde yok oluş sürecinden kurtulma şansımız olmayacaktır.
Diğer yandan malesefki kitleler “hakikatin”ne olduğundan ziyade onun ortaya çıkardığı hoşluktan etkilenmektedirler.Başka bir deyişle de kitleler hakikatten çok onun sunuluş biçiminden yani ambalajından etkilenmektedirler.

Pomaklar gibi uluslaşma sürecini tamamlayamamış ve başka ulus yapılanlamaları içerisinde kalmış bir toplumda, bu ve benzeri konuların sağlıklı tartışılmasını engelleyen ruhsal etkenler sürekli kutuplaşmaya yol açmakta,böylece bilim iklimi oluşmamakta,önyargısız araştırma kültürü gelişmemektedir.En kestirme deyişle popüler palavralar haline gelen tarihsel sunumlar üzüm yemekten çok “bağcıyı dövme” arzusuyla kitlelere sunulmaktadır.Bundan dolayıdırkı bu çalışmamız ,bilim ikliminin oluşmasına katkı sunmak yönünde daha bir önem taşımaktadır.

“..Maziyi unutturmak için en kuvvetli iki amilden biri tarih öğretimi,öteki dili değiştirmektir.Tarih öğretmenini keyfe tabi tutar,birkaç nesil boyunca dil de bir milletin harsını(kültürünü),birikmiş sanat ve fikir eserlerini anlayamıyacak kadar değiştirirseniz,mazının yalnız kötü taraflarıyla değil,milletin köklerini teşkil eden taraflarını koparır atarsınız….”(3)

Herkezce bilinmesi en yalın gerçeklikte şudur ki,tarihi kişiler ve devletler,yaşadıkları devirle değerlendirilir.Tarihe bu günün ölçüleri ve değerleriyle bakmak hem yanlış hem tarih ilmine aykırıdır.Olsa olsa siyasi bir bakış olur bu.Yanılma ve yanıltmaya dönük bir siyasi bakış(4). Heleki bizim gibi ,bölgedeki ulus yapılanlamaları kıyasında nispeten küçük ve dağınık halk toplulukları ,kendi tarihlerini oluşturmakta,öğrenmek ve öğretmekte çok daha büyük zorluklarla karşılaşmaktadır.Hepimiz görüyoruzdur ortalıkta “Pomak Türkleri”,”Bulgar Müslümanları” vb. diye şaşalı başlıklarla birkaç kitap veya makaleler mevcut.Bunlar çok net bir tabirle egemenlerin oluşturmak istediği resmi tarih anlayışının ürünüdür.Bu tespitte bulunmamızın temel nedeni kitapların isminde bile Pomaklara kimlik biçilmiş ve kitabın içerikleri o biçilen elbisenin ne derece uygun ve gerçekçi olduğunu ispata yönelinmiş ,bilinçli bir yönlendirme amacıyla yazılmış çalışmalardan öteye gidemektedir.Bu şekilde cevapları önceden bakul etmiş bir tarihçi,çalışmaya gözleri bağlı başlamaktadır ve bunları yazanlar tarihçilik görevine ihanet etmektedirler.

Tarih genel olarak,insanların yapamadıklarının değil, yaptıklarının kaydıdır:Bu bağlamda ister istemez tarih bir başarı öyküsüdür.Bu duruma Pomaklar açısından baktığımızda karşımıza Timraş Cumhuriyeti çıkmaktadır.Bu konuda türlü türlü çarpıtmalar yapılmış olmasından kaynaklı ,ne denli zor bir konuda yazmaya başlayacağımın farkındayım.
Önce nedir bu “Pomak Timraş Cumhuriyeti” diye sorarak konumuza başlayalım .Bu konuyu özel olarak işleyen bir kaynağın çok fazla varolmadığını belirtmek en doğru bilgilendirme olacaktır.Çünki kimse Pomakların bir cumhuriyet kurabilmiş olduklarının bilinmesini istememektedir.Genel olarak 93 harbi’ne değinen kaynaklarda kısaca değinilip geçilir bu konu. Türk kaynaklarında ise “Pomak Cumhuriyeti” adlandırmasından kaçınılır nedense (..?..).Türk kaynaklarda çoğunlukla “Rodop Muvakkat(Geçici) Cumhuriyeti” denmeyi tercih ederler. Oysa ismi değiştirmekten başka, içeriğine dokunmadan “Rodop Türkleri(?)nin şanlı direnişinden dem vurulur,açıkça tarih hırsızlığı yapılır. Bundaki amaç kimbilir? belki de zamanında Pomakların da bir Cumhuriyetleri olduğu düşüncesini anımsatacak noktalar herkezce tehlikeli görülmektedir.
Herkezin bildiği gibi Pomak Timraş Cumhuriyeti adını merkezini konumlandırdığı “Timraş” köyünden alır. “Mustafa Timrisi” başkanlığında kurulmuş bir cumhuriyettir.Rodoplardaki Pomak köylerinin ileri gelenleriyle temsil edildiği, bir heyet tarafından yönetiliyordu.Bu konuyu sonraki bölümlerde ayrıntılı ele alacağım.
Diğer yandan konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından Osmanlının bölgeye gelişi,Osmanlı-Rus savaşı ve Osmanlının durumu.Rodop Pomaklarını bir Cumhuriyet kurmaya iten günün koşullarını ve aklınıza gelebilecek her türlü soruyu araştırıp ortaya koymaya çalışacağım.

Asıl yazımıza giriş niteliğinde olmasını düşündüğüm bu bölümü ünlü İranlı şair Sohrep Sepehri’nin dizeleriyle bitirmek sanırım bizim durumumuzu ve çabamızıda anlatan en iyi bitiriş olacaktır “..Bizim işimiz belkide,/ Nilüfer çiçeği ve çağımız arasında, / Hakikat şarkısının peşinden koşmaktır…”
Devam edecek………

İbrahim Kenar / Stockholm



(1) Resmi Tarih Yalanlari /.syf..81
(2) age….syf..83
(3)Turkiye’de Sark,Garp ve Amerikan Tesirleri/Halide Edip Adivar..syf…166
(4)age….syf..115

http://pomaknews.com/?p=4805

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 45
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-4-

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Paz Tem. 31, 2011 1:16 pm

Balkanlarda Osmanlı Varlığı

Bildiğimiz gibi Bizans imparatorluğu, önce Araplar ve daha sonra da Selçuklular vasıtasıyla Müslüman güçlerin meydan okumalarıyla karşı karşıya kaldı. Osmanlı güçlerinden önce güneyden Rumeli’ye geçişler, ilk olarak Aydınoğlu Umur Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.

Osmanlılar 13. yüzyılın sonunda Anadolu’nun kuzeybatısında Marmara Denizi’ne yakın bir yerde yerleşmiş Orta asyalı küçük bir topluluk idi. Bu halka verilen Osmanlı ismi lideleri Osman (1290–1326) adından gelmektedir. Osmanlı devleti ilk büyük fetihlerini Balkanlar’da gerçekleştirerek topraklarını hızla genişletti. 1354 yılında ele geçirdikleri Gelibolu, Osmanlıların Avrupa’da sahip oldukları ilk şehir merkezi oldu.Diğer yandan 14. yüzyıl, Osmanlı çıkarları lehine belli koşullar sağlamaktaydı.

Bizans İmparatorluğu tacı için, III. Andranikos’un ölümü üzerine başlayan çekişmeden büyük demostik[1] Kantakuzen’e yardım etmek üzere donanmasıyla Rumeli’ye geçti. Umur Bey, 1344 yılına kadar Kantakuzen’e yardım etti. Ancak, bu tarihten sonra Kantakuzen, Umur Bey’in de tavsiyesine uyarak Osmanlı Padişahı Orhan Gazi’ye kendisine yardım etmesi için başvurdu. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, komutasındaki 20.000 kişilik Osmanlı kuvvetini Rumeli’ye geçirdi. Bu kuvvetler Edirne’nin geri alınması için Kantakuzen’e yardım etmişler, geri dönüşlerinde Çimpe (Çimpi) Kalesi’ne bir miktar kuvvet bırakmışlardır. Daha sonra Gelibolu şehir ve limanını alarak Rumeli’de yerleşmek için bir köprübaşı elde etmiş oldular.Osmanlının Gelibolu’ya yerleşmeleri, Avrupalıların dikkatlerini çektiyse de, Balkanların durumunun karışık olması Osmanlının işini ciddi oranda kolaylaştırdı.

İlerleyen yıllarda bu sefer I.Murat Anadolu’da işleri yoluna koyup, Balkanlarda tekrar fetihlere başladığı sırada, buralardaki siyasi durum ciddi oranda karma karışık durumda idi. I.Murad (1360–1389)[2] , önce Edirne’yi aldı (1360),daha sonra ise, Meriç Nehri üzerinde 1371 yılında elde ettiği zaferin ardından Bulgaristan, Makedonya ve Güney Sırbistan topraklarını hâkimiyeti altına almayı başardı. Sofya 1385, Niş 1386, Selanik ise 1387 yılında ele geçirildi.

Osmanlılar ilerlemelerinin bu evresinde, fethettikleri toprakların yerli prenslerinden bazılarını iktidarda bıraktılarsa da, bu prensler haraç ödemek ve askeri yardımda bulunmakla yükümlü tutuldu. Bu sayede sultanlar, gerçekleştirdikleri seferlerde Balkan prenslerinden düzenli olarak askeri destek temin etti. Diğer bölgeler ve belli başlı şehir merkezleri Osmanlıların doğrudan yönetimi altına girdi.Tirnova 1393 yılında alındı,ardından Eflâk’ta (1386–1418)Osmanlı’ya tabi hale getirildi.Nisan 1453′te Osmanlıların İstanbul kuşatması başladı. Osmanlı ordusu, iki ay boyunca şehrin kuşatmasını sürdürerek İstanbulu 29 Mayıs’ta almayı başardı.II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ayrıca, Osmanlıların Balkanlar’daki sınırlarını genişletmeyi de başardı.1463 yılında Bosna alındı ve akabinde Bosna’nın komşusu Hersek 1482 yılında düştü.

Tüm bu fetihlere rahmen Osmanlı imparatorluğu gücünün doruğuna, “Kanuni” olarak da bilinen Muhteşem Süleyman (1520–1566) zamanında ulaştı. 1521 yılında Belgrad alındı.Fakat Osmanlı tarafından büyük zaferler elde edilmesine karşın, Osmanlı orduları ilerlemesini sürdüremedi. 1529 yılında gerçekleştirdikleri kuşatmada Osmanlı orduları Viyana’yı almayı başaramadı,bu durum aynı zamanda Osmanlının en batı sınırınında sabitlenmesi anlamı taşımış oldu.

Osmanlının Balkanlardaki varlığı kısaca bu şekilde meydana gelmiştir.Tabiki herkezce de malum olacaktırki Osmanlı öyle direnişsiz bu toprakları almamış, yada egemenliğini sürdürmemiştir.Sonraki bölümde balkanlarda Osmanlıya karşı yapılan direnişleri anlatmaya çalışacağım.



Devam edecek………

İbrahim Kenar / Stockholm
——————————————

[1]–Bizans İmparatorunda,imparatordan sonra gelen kara orduları komutanı.
[2]–Ayrıntılı bilgi için bakınız: İsmail Hakkı Uzunçarsılı, “I.Murat”, İslam Ansiklopedisi, MEB Yayınları,C.VIII, İstanbul 1938, s.587-598.
[*]–Mehmet Solak-Osmanlı İdaresi Altında Balkanlar -2007
[*]–Eylem Tekemen-Belin Kongresi ve Osmanlı Devleti-2006

http://pomaknews.com/?p=4822

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 45
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-4-

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Paz Tem. 31, 2011 1:17 pm

Balkanlarda Osmanlıya Karşı Direniş;

Osmanlı her ne kadar Balkanlar’ın hakimiyetini eline geçirdiyse de, yarımadanın içinde ve kuzey sınırlarında mukavemet merkezleri ortaya çıkmaya devam etti. Çünki , Balkanlar Osmanlının egemenlik kurmasına nasıl o dönemde uygun şartlara sahip idiyse,aradan geçen yüzyıllar sonunda şartlar tam tersine değişmeye başlamıştı.

Balkanlarda Osmanlıya karşı bu mukavemet merkezleri son derece karmaşık bir mahiyette olmaları nedeniyle burada bu faaliyetlerin ancak bir kısmından kısaca söz edilecektir:
Arnavutluk isyanı II. Murad (1421–1451) döneminde Arnavutluk’ta başlatıldı. Harekete, bir Osmanlı vasalının oğlu olan Gjergj Kastrioti liderlik etti. Bir tutsak olarak çocuk yaşta istanbul’a getirilen Kastrioti burada ihtida etmiş ve İskender ismini almıştı. Osmanlı hizmetinde gösterdiği liyakat dolayısıyla askeri bir rütbe olan bey rütbesini elde etmişti ki, genelde iskender Bey ismiyle bilinir.İskender Bey, resmi bir görevli olarak doğum yerine gönderilmesinin üzerinden çok geçmeden Osmanlıya karşı isyan hazırlıklarını yapmaya başlamıştı.Bu amaçla hem Venedik hem de Macaristan ile destek için müzakerelerde bulunduktan sonra 1443 yılında isyan etti. 1444 Mart’ında Arnavut halkının ileri gelenlerini toplayarak Arnavut Birliği tesis etmeyi başardı.Günümüzde Arnavut halkının ulusal kahramanı olan İskender Bey 1468 yılında öldüyse de mukavemet devam etti. Merkezini Arnavutluk’un yüksek bölgelerinin oluşturduğu bu direnişe İtalyan devleti ve papalık yardım etmekteydi.Söz konusu bölgede Osmanlılar ancak bir sonraki yüzyılda tam hâkimiyet elde edebildi.
Osmanlı,Rumen prenslikleri olan Eflak ve Boğdan’da da bir dizi direniş hareketleriyle yüz yüze kaldı. Osmanlı hükümranlığı 14. yüzyılın sonunda Eflâk’ta, 15. yüzyılın sonunda ise Boğdan’da tesis edildiği halde, bu hükümranlık sık sık meydan okumalarla karşılaştı.Rumenlerin Ortaçağ’daki en önde gelen prensleri olan Boğdanlı Büyük Stefan (1457–1504) ve Eflaklı Cesur Mihai (1593-1601) dır.Bu prenslerin Rumen topraklarını birleştirmek için gösterdikleri çabalar, daha sonraları ulusçu yazarlar ve siyasi liderler için bir esin kaynağı oldu.Bu bölgelerdeki durumun istikrarsızlığına karşın Osmanlı imparatorluğu, Eflak, Boğdan ve Erdel’i doğrudan doğruya imparatorluğa katma teşebbüsünde bulunmadı.Bu üç prenslik, teoride yerel asiller tarafından seçilen prensleriyle Osmanlı’ya tabi haraç güzar prenslikler olarak kaldı.
Balkanların neredeyse tamamında bir hâkimiyet tesis edilmiş olmasına karşın, Osmanlı’nın varlığı her yerde aynı ölçüde hissedilmiyordu. Bazı bölgeler öylesine uzak ve öylesine fakirdi ki, buralardan elde edilecek gelirin buraları yönetmek için yapılacak masrafı karşılaması söz konusu değildi. Bunlardan en belirgin örnek Karadağ olmaktadır. Bölgeye yapılan Osmanlı istilası sırasında bu bölgenin sakinleri dağlık bölgelere geri çekildiler ve Çetine’yi yeni başkentleri yaptılar.Bu şehrin manastırının piskoposları da 1516 yılında yönetimi devraldı. Osmanlı askerleri her ne kadar bu bölgeye nüfuz etmiş ve vergiye bağlamışsa da, bu bölgedekilerin hareketlerini kontrol etmede sürekli sorunlar yaşadı.

Herşeye rahmen Osmanlının balkanlardaki egemenliği Kanunî Sultan Süleyman devrinde zirveye ulaşmış olmasına rahmen, 16. asır sonlarında gerilemeye başlamış ve 17. y.y.’da “Köprülülerin” idaresinde son kalkınma hamlesini yaptıktan sonra, 1682 yılında başlayan harpte Avusturya ve müttefiklerine yenilerek, Karlofça Barış Anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı (24 Recep 110 Hicri takvim / 26 Ocak 1699 Miladi takvim). Böylece Osmanlı askerî gücünün Avrupa devletleri karşısında zayıfladığı ortaya çıkmış oldu.Osmanlı Devletinin zayıflamasından istifade etmek isteyen Rusya, Çar I.Petro’dan itibaren sıcak denizlere inmek amacıyla Balkanlarda askeri harekâta başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından yararlanan Rusya, Çar 1.Petro devrinden itibaren Balkanlarda askerî harekâta başlamış, 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması’yla Osmanlı Devleti’ndeki Ortodoksların himayesini ele alarak Karadeniz’den Ege’ye kadar olan bölgelerde etkisini arttırmıştı. Bu tarihten itibaren 18. yüzyıl sonuna kadar meydana gelen gelişmeler, Rusya’nın Osmanlı Devleti karşısındaki tehdit ve baskısının daha da artmasına sebep olmuştur.

Osmanlılar, 19. yüzyıl boyunca Balkanlarda devlet egemenliği içinde yaşayan farklı etnik grupların bağımsızlık savaşlarıyla uğraşmıştır.Rusya’nın Balkanlardaki faaliyetleri ve özellikle de Boğazları ele geçirmeye yönelik faaliyetine Büyük güçler içinde İngiltere karşı koyarken Panislavizm fikrinin yayılması politikasına ise Avusturya karşı çıkıyordu[3].

Aslında burada eklenmesi gereken şey Rusyanın tek hedefi sanıldığı gibi Panislavizm sevdası değildir.Öyle olsa idi slav olmayan her kesime karşıda savaşlarda, aynı düşmanlık ve vahşilikle saldırması gerekmekteydi.Oysa Rusya Panislavizm akımını ,kendi Rus ortodoks kilisesini güçlendirmek için ve islama karşı ,islamı yok etmek amacıyla savaşmak için kullandığı bir araç olmaktan öteye gidememiştir.Bundan dolayıdırki Rusyanın balkanları işgali sırasında slav kökenli, ama müslüman dininden olan Pomak halkına adını kimsenin koyamıyacağı büyüklükte ve korkunçlukta katliamları reva görmüşlerdir.Bu durum bize aslında Rusylarla bir din savaşı yapıldığını göstermektedir.Fakat bu güne kadar tarihçiler işin kolayına kaçarak, hemen Osmanlı-Rus savaşlarının baş temelinin Rusyanın Panislavizm sevdasına düşmüş olduğunu belirtme kolaycılığıyla aktarmışlardır.Fakat yazımızda anlam karmaşası oluşmaması için bende aynı tabiri kullanacağım.

Milliyetçilik düşüncesinin Osmanlıya etkileri ;

Osmanlı Devleti, tebaası arasında eşitliği sağlayabilmek amacıyla 1839 yılında Tanzimat, 1854 yılında da Islahat Fermanı’nı ilan etmişti. 1856 yılından itibaren Avrupalı devletler Osmanlı reayasının haklarını savunma bahanesi ile sürekli olarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaya çalışıyorlardı

Kıta Avrupasında 1789 Fransız ihtilali ile güçlenen milliyetçilik fikirlerinin Osmanlı Devleti’nde yayılmasıyla çıkan Sırp (1804–1817) ve Yunan (1815–1830) isyanları, 1814′te Etniki Eterya Derneği’nin kurulmasıyla başlayan Yunan bağımsızlık hareketi, Osmanlı’nın, bölge siyaseti içindeki zayıflama sürecini hızlandırmıştı. Rusya, Panislavizmi Balkanlarda yaymak amacıyla harekete geçmişti. Yunanlıların 1821–1829 yılları arasında Osmanlı Devletine karşı giriştikleri mücadelede Rusya, Yunanlıları desteklemiş, Fransa ve ingiltere de Rusya’nın Yunanistan üzerinde tek başına hak sahibi olmasını engellemek için yine Yunanistan’ın yanında yer almışlardır.

Rusya’nın, 1806–1812 yılları arasında yürüttüğü savaş sonucunda imzalanan Bükreş Anlaşmasıyla Eflak-Boğdan ve Besarabya’yı işgalinden sonra, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1828–29 savaşı neticesinde imzalanan Edirne Antlaşmasıyla (14 Eylül 1829) Sırbistan ve Eflak-Boğdan’a geniş ölçüde muhtariyet verilmişti. Aynı yıl içinde daha önce, ngiltere, Fransa ve Rusya arasında Londra’da imzalanan bir protokolle Yunanistan’ın bağımsızlığı öngörülmüş, bu karar yine Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı Devletine kabul ettirilmişti. Müslüman düşmanlığını milli bir siyaset haline getiren Ruslar, Balkan milletlerini tahrikle Osmanlı Devleti’nin başına çeşitli gaileler çıkarmaktan geri kalmadılar. Bu hareketler sebebiyle 1853 yılında çıkan Kırım Harbi’nde İngiliz ve Fransızlar da Osmanlı’nın yanında yer almalarıyla Ruslar feci bir mağlubiyete uğramışlar ve 1856′da imzalanan Paris Muahedenamesi ile iki tarafın da Karadeniz’de tersane kurması ve donanma bulundurması yasaklanmıştı.

Bu gelişmeler yanında Rumeli’de çıkan isyanlar, Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahaleleri ve bölge halklarının Osmanlı idaresine bağlılıklarının azalmasına ve Balkanlarda Osmanlı varlığının gerilemeye başlamasında bir dönüm noktası olarak kabul edilebilecek olan 1877–78 Osmanlı-Rus savaşını hazırlayan unsurlar olmuştur.Osmanlı -Rus savaşıda Rodop Timraş Cumhuriyetinin kurulmasını tetikleyecek en önemli gelişme olarak karşımıza çıkacaktır.

Devam edecek……


İbrahim Kenar / Stockholm
——————————————-
[3]–Hüner Tuncer, 19. Yüzyılda Osmanlı Avrupa lişkileri (1814–1914), Ankara: Ümit Yayıncılık,
2000, s. 69.
[*]–Mehmet Solak-Osmanlı İdaresi Altında Balkanlar -2007
[*]–Eylem Tekemen-Belin Kongresi ve Osmanlı Devleti-2006

http://pomaknews.com/?p=4859

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 45
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-4-

Mesaj tarafından pomaklar.com Bir Perş. Ağus. 04, 2011 4:38 pm

1877 -1878 Osmanlı – Rus Savaşını Hazırlayan Faktörler
Rusya, geleneksel politikası haline gelen güneye inme ve bunu gerçekleştirmenin bir yolu olan Balkanları ele geçirme düşüncesine 1853–1856 Kırım Savaşı’nda yenilmesi sonucu geçici bir süre ara vermek zorunda kalmıştı. Özellikle Karadeniz’in tarafsızlığının Rusya’ya kabul ettirilmesi Rusya’nın Balkanlar’da aktif bir siyaset takip etmesini engellemiştir. Avrupa devletlerinin dayattığı bu durumu ve Balkanlardan uzaklaştırılmayı kabullenmeyen Rusya bu durumu değiştirmek ve yeniden Balkanlarda etkili olabilmek için Avrupa nezdinde yoğun bir diplomasi takip etmeye başlamıştır. Rusya 1870 yılında Paris Antlaşmasını imzalayan devletlere bir nota vererek, bu tarihten itibaren söz konusu antlaşmanın Karadeniz ile ilgili maddelerini tanımadığını bildirmiştir [4].
Avrupa devletlerinin Londra Protokolü (1871) ile Rusya’nın bu isteğini kabul etmeleri [5] ile Rusya yeniden Karadeniz’de ve dolayısı ile Balkanlar’a yönelik aktif bir politika izleme imkânina kavuşmuştur. Bunun sonucunda yeniden Balkanlara yönelen Rusya Panslavizm akımının da etkisi ile Balkan Slavlarıyla(Hıristiyan ve ortodoks olanları ile) daha yakından ilgilenmeye başlamıştır. Rusya’nın Londra Protokolü’nü kabul ettirmesinden kısa bir süre sonra Balkanlar’daki Slavlar arasında kıpırdanmalar yaşanmaya başlamıştır. Bu dönemde çıkan 1875 Hersek İsyanları ve 1876 Bulgar İsyanı Rusya’nın Balkanlarda yeniden aktif olduğunu gösteren gelişmelerdir. Rusya bu isyanlardan da yaralanmasını bilmiş özellikle Bulgar isyanından sonra yaptığı propaganda ile Avrupa kamuoyunda Osmanlı ve İslam karşıtı bir hava estirmeyi başarmıştır. Rusya’yı Balkanlara yönelten diğer bir gelişme Avusturya’nın Balkan politikasında yaşadığı değişiklik olmuştur. Alman ve İtalyan millî devletlerinin kurulmasına engel olamayan Avusturya’nın genişleme bölgesi olarak seçebileceği en kolay yol olarak zayıf Osmanlı Devleti’nin kontrolünde bulunan Balkanlar kalmıştır.
Avusturya Bosna-Hersek’i ele geçirerek Selanik yolu ile Akdeniz’e çıkma politikası takip etmeye başlamıştır. Bu durum doğal olarak Balkanlar’ı kendi nüfuz alanı olarak gören Rusya’yı rahatsız etmiştir.Rusya bir yandan da Balkanlardaki durumu lehine çevirmek amacıyla fırsat beklemeye başlamıştır. Tamda bu sırada(tabiki Rusyanın destekleriyle) Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlık hedefi ile Osmanlı Devleti’ne savaş açmaları Rusya’ya Balkanlara müdahale etmek için beklediği fırsatı vermiştir. Sırplar yenilince Rusya’yı yardıma çağırmışlardır. Ancak Avrupa devletlerinin özellikle İngiltere’nin karşı çıkması ile Rusya bir müdahalede bulunamamıştır.
İngiltere Balkanlar’da yaşanan Hersek İsyanı, Bulgar İsyanı ve Osmanlı-Sırp Savaşı’nın yaratığı gelişmelerin bir konferansta bir çözüme kavuşturulmasını önermiştir [6]. Osmanlı Devleti’nin itirazlarına rağmen Rusya’nın tutumu ve İngiltere’nin baskıları ile Osmanlı Devleti 18 Kasım 1876’da bu konferans teklifini kabul etmek zorunda kalmıştır . Osmanlı tarihine İstanbul Konferansı olarak geçen bu konferans 24 Aralık 1876’da Divanhane adı verilen Bahriye Dairesinin üst katında Hariciye Nazırı Safvet Paşan’ın başkanlığında toplanmıştır[7].
Sözkonusu Konferansa Osmanlı Devleti’nin yanı sıra Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Rusya katılmıştır. Osmanlı Devleti son bir manevra yapmak niyetiyle konferans başlamadan önce Kanunuesaşî’yi ilan ederek bu konferansı işlevsiz hâle getirmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır.
Rusya’yı temsilen konferansa katılan Ignatiev konferansta Rus isteklerini belirten bir lahiya[*] sunmuştur.
Buna göre;
a) Bulgaristan Balkan Dağları sınır kabul edilerek iki eyalete bölünecek,
b) Bosna ve Hersek birleştirilerek, bir eyalet haline getirilecek ve buraya muhtariyet verilecek,
c) Sırbistan ve Karadağ’a toprak verilecek,
d) Her vilayete Osmanlı Devleti tarafından ve konferansa katılan altı devletin onayı alınarak, birer genel vali tayin edilecek. Bulgaristan için tayin edilen vali Hristiyan olacak,
e) Asayişin sağlanması için bu eyaletlerde yabancı kuvvetler bulunacaktır [8].

Rusya bu lahiya yı konferansa sunarak hem İmparatorluğu köşeye sıkıştırmak istemiş ,hemde en ufak bir şansla başarılı olma durumunda Osmanlının böyle maddeleri kabul etmesi dağılması anlamı taşıyacağından, Osmanlıyı daha da zayıflatmak istemiştir.Bu manevranın farkına varan Osmanlı tabiki bunların hiçbirisini kabul etmiyerek İstanbul Konferansının 12 Ocak 1877 de, hiçbir sonuca ulaşmadan dağılmasını sağlamıştır.
Fakat tamda bu noktada Rusya ,batılı devletlerin gözetiminde olan bu konferansa, Osmanlı tarafından kabul edilemiyecek istekler listesiyle gelmesinin altında yatan amacına ulaşmış oluyordu.Çünki batılı devletler nezdindede kendisini haklı duruma çıkartacak sebepleri yaratmaya başlamış ve konferansın sonuçsuz dahilmasi bir anlamda Rusya ya savaş fırsatını vermiştir.Burada Rusyanın ikili amacı söz konusu olmuştur.Rusya bir yandan çok önceden verdiği savaş kararının batılı devletlercede meşru görülmesi için türlü türlü dıplamatik manevralar yaparken,diğer taraftan bu manevralarla geçiştirdiği süreyi sürekli ordusunu savaşa hazırlama işiyle yoğunlaşmış ve Rusya orüdüsünü, Osmanlıya karşı çok ciddi şekilde hazırlama fırsatını kendisine yaratmıştı.
Tüm bu diplomatik manevralar sonucunda ilk olarak Rusya,Avusturya ile 1877 Ocak ayında Peşte Antlaşması’nı imzalayarak Balkanları Avusturya ile paylaşmıştır.
Rusya ordusunun savaş hazırlıklarını tamamladıktan sonra,Ignatiev başkanlığında bir heyet ile Avrupa çıkarması yapmış ve ilerde Osmanlıya karşı başlatacağı savaşta Avrupa devletlerinin en azından tarafsız kalmalarını sağlamak niyetiyle görüşmelerine başlamıştır.Rusyanın bu hamlesi sonucu Avrupa devletleri Londra’da İstanbul Konferansı’ndaki maddeleri esas alan bir protokol imzalayarak Osmanlı devleti’ne tebliğ etmişlerdir.
Osmanlı Devleti Heyeti Vükela’sı 3 Nisan 1877’de uzun tartışmalardan sonra kendisine tebliğ edilen bu protokolü devletin bağımsızlığına zeval getireceği gerekçesi ile reddetmiştir[9] .
Böylece Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmek için aradığı fırsatı bulmuş ve 12 Nisan 1877’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir.
İşte Osmanlı ve Balkan tarihinin ve özellikle sonuçları itibariyle Pomak tarihi açısından geri dönüşü olamayacak tahribatlara sebep olacak olan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) böylece başlamış oluyordu.

Devam edecek……

İbrahim Kenar / Stockholm
————————————————–

[4]-ARMAOĞLU, Fahir, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789 – 1914), Ankara, TTK, 1997-s. 329.
[5]-Armaoğlu, a.g.e, s. 332
[6]-ARTUÇ, Nevzat, Osmanlı Devleti’nde Bulgar İsyanları ve Bulgar Meselesi (1878 – 1886)- s.57
[7]-Artuç, a.g.e, s.59
[8]-Armaoğlu, a.g.e, s. 511
[9]-Armaoğlu, a.g.e, s. 516.
[*]-Herhangi bir konuda bir görüş ve düşünce bildiren yazıdır. Tasarı anlamında da kullanılır.(Uludağ Sözlük)

_________________
Edna Pomashka Obich
Bir Pomak Sevdası
www.facebook.com/pomakistan
avatar
pomaklar.com
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 1454
Yaş : 45
Yaşadığınız Yer - Doğum yeri : İsveç ( Pehlivanköy )
İşiniz : Yazar,araştırmacı),Siyaset
Tesekkur : 42
Puan : 1467
Kayıt tarihi : 27/05/07

Character sheet
Blog: test

http://pomaknews.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Pomak Timraş Cumhuriyeti-1-2-3-4-

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz